Çiğ beslenme ile ilgili tecrübelerim – 2. Bölüm

, GIA

Dünkü yazıya gelen olumsuz bir yorum da var tabii, saygısız olduğunu düşündüğümden yayınlamadım. Ama bunun üzerinden birkaç laf etmek isterim. Yorum aynen şu şekildeydi:”aman be bizim atalarımız pişirerek yediyse demek ki var iyi bişey çiğ beslenmke te neymiş hayatın yemenin içmenin tadı mı kalır o zaman ya boşverin bu kadar da takmayın kiloları tamam diet spor fln ama bu da çok abartı ya” Zaten bu tip muhabbetlere duymak istemediğimden, çevremde kesinlikle bahsetmedim bu durumdan. Sadece ilgili birkaç arkadaşım biliyor ve artık sizler. Herkesin tercihi kendine, ama şahsen ben bu derece ilgiyle bir konuyu araştırmış, uygulamış ve elinden geldiğince benimle paylaşmaya çalışan birinin bu eforunu ve hevesini saygıyla karşılar ve kesinlikle olumsuz yorum yapmamaya çalışırım; aynı düşüncede olmasam bile. Neyse, geçelim bunları…

Neden çiğ beslenmek isteyelim? Çiğ beslenenlerin hemen hemen hepsinin ortak söyledikleri bazı şeyler var. Örneğin hepsi günlük enerjilerinin daha da arttığından, kendilerini daha hafif hissettiklerinden, ciltlerinin ve saçlarının daha sağlıklı ve parlak olduğundan, eskiden 8 saat uyku yeterken şimdi 6 saatle yetindiklerinden, fazla kilolarını verdiklerinden ve güçlerinin arttığından bahsediyorlar. Bana şahsen çok çekici gelen şeyler bunlar. Belki ağzımın tadı değiştiğinden, belki gerçekten etlerin-sütlerin kalitesi düştüğünden, tam emin değilim, yediğim şeylerden keyif almamaya ve yedikten sonra çoğu zaman rahatsız olmaya başlamıştım. Bu yöntem karşıma çıkınca da denemek istedim, olay bu. Kimseye “Haydi artık tencerelerimizi/ocaklarımızı atalım, yaşasın muz, yaşasın fındık!” demiyorum. Ben de o evrede değilim zaten. 3 hafta uyguladım, aldığım sonuçları en sonunda yazacağım. Son 2 gün ara verdim, imambayıldı, domatesli pilav, cacık ve menemen yedim. En çok özlediğim şeylerdi zaten bunlar. Şimdi bir süre daha devam edeceğim, daha tecrübeli olarak. Sonra ne olur bilemem. Ama en azından vücudum için iyi bir detoks olduğunu düşünüyorum, bağırsaklarımın temizlendiğini hissediyorum. Ve bununla ilgisi var mı bilmiyorum, ama çevreden de durup dururken iltifat alıyorum:) “Saçını mı değiştirdin?” Yooo. “Bugün bir ışıltı var sende.” Bugün iyi tarafımdan kalktım herhalde.

Kaldığımız yerden devam edelim:

Gül Kaynak dışında çiğ beslenme (raw food) denince bulabildiğim isimlerden bir diğeri Miyase Bülbül. O da kendisini bu akıma vermiş biri. Çiğ ürünler yapıp satıyor da aynı zamanda. Keşke biraz daha uygun olsa da, sık sık alsak yesek diyorum:) Ama bunların bir kısmını yapmak zor da değil aslında. Türkiye’de pek kaynak olmasa da, yurtdışında, özellikle de Amerika menşeili tonla kaynak, yemek tarifi var. “Raw food recipes” deyin, yüzlerce blog çıkıyor, her birinde farklı farklı tarifler. Tabii, önemli olan hammaddeleri bulabilmek. Onlardan da bahsedeceğim.

İstanbul’da çiğ besinler yapan bir de restoran var: Saf Restoran. Geçmişte 3 sene boyunca, gittiğim spor salonunun üstünde olması vesilesiyle hep önünden geçtiğim, ama o dönem hiç bu işlerle alakam olmadığından bir kere bile uğramadığım bir restoran. Oysa hep görürdüm o buğday çimlerini, onların yeşil sularını. Verdikleri seminerleri. Geçen gün bir arkadaşımı da alıp gittim. Biraz da, neler varmış, evde yapılabilecek neler olabilir diye görmeye gittim. Fena değil, tatmin edebilecek çeşit vardı; ama ne yalan söyleyeyim biraz daha fazla çeşit olmasını beklemiştim. (Hoş niye bekleyeyim ki, ilgili kitlesi oldukça kısıtlı.) Kabak spagettisi seçtim, bayağı beğendim. Kabağın çekirdeksiz kısımlarını uzun jülyen şeklinde kesmişler. İçine bol zeytinyağı, fesleğen, zeytin dilimleri eklemişler. En üstte de yarım avokado vardı. Gerçekten lezzetliydi. Avokadoyu sade yemeyi hala pek beceremediğim için, onu biraz ziyan ettim. Üstüne de elmalı kek, üstünde bir top fıstıklı dondurma yedim. Elmayı rendeleyip, içine ufacık hurma parçaları eklemişlerdi. Muhtemelen agave şurubu ile tatlandırıp, bir kalıpta şekillendirmişler. Cheesecake kıvamına yaklaşmış. Üzerindeki dondurma ise gerçekten birebir fıstık tadındaydı. Onda da süt ve şeker yokmuş.

Bunun dışında, İzmit’te bu işle bayağı bir ilgilenen bir yer var: La Veranda. Organik bir çiftlik sahibi olan Mehmet Ak, hem dersler veriyor, hem günlük çiğ besin paketleri hazırlıyor. (İstanbul’a veya başka şehirlere servis olmuyordur diye düşünüyorum, ama bilmiyorum.)

Konuyla ilgili karşıma çıkan diğer bir isim de Elçin Oflaz. Nevşah Fidan‘ı da ucundan da olsa konuyla ilgili olarak gördüm. Bir de artık ben varım, GIA, heehee:))

Bizdeki seçenekleri azaltan, benim de bu işi şimdilik sadece 3 hafta yürütebilmeme sebep olan şey: Dehydrator. Bu alet, bir nevi fırın. Ama bizimkiler gibi çok yüksek ısılara çıkmıyor, en fazla 46 dereceye kadar yükseliyor. İçine konulan besinlerin suyunu uçuruyor, bir manada pişmişler izlenimi veriyor. Mesela kurutulmuş domates gibi. Burada sebzeleri pişirip/kurutup, blender’da karıştırıp hamur kıvamına getirip, sebze burgerler yapıyorlar mesela. Krakerler hazırlayabiliyorlar, incecik dilimledikleri patlıcanlarla cips yapıyorlar falan. Bir anda seçenekler artıyor tabii.

Gelelim hammaddelere…

Dediğim gibi, badem sütü hazırlarken tülbentte kalan bademi kurutup badem unu olarak kullanabilirsiniz. Bir diğer seçeneğiniz de, o bademle yüzünüze veya vücudunuza peeling yapmak.

Kullanılabilecek bir diğer süt çeşidi de, hindistancevizi sütü. Yurtdışında hazır satılıyor, bizde yok, kendimiz yapmalıyız. Ben henüz yapmadım, ama yapan biri var: Paleo Cafe. Kendisi çok severek takip ettiğim ve çok kaliteli bulduğum bloglardan biridir. Hindistancevizi yağı ve faydalarından da daha önce bahsetmiştim.

Mercimek, nohut, fasulye filizlendirme işi var. Ben arkadaşlarımın tavsiyesi üzerine sadece mercimek filizlendirdim. Nohut ve siyah fasulyenin hiç güzel olmadığını söylemişlerdi. Mercimek güzel ama. Filizlendirdiğinde mercimek içindeki protein daha da güçleniyormuş. Filizlendirmek de oldukça kolay. Tek zorluk, yemeden önce 3-4 gün önce işleme başlama gerekliliği. Mercimek nasıl filizlendirilir? Mercimekleri bir gece suda bekletin. Ertesi gün suyunu süzün ve iyice yıkayın. Yurtdışında bunun için özel filizlendirme torbaları satılıyormuş, ama hiç de gerek yok. Bir kavanoza, iyice suyunu süzdüğünüz mercimekleri koyun. Kavanoz temiz olsun mutlaka. Ben elim üyüklüğünde tülbent parçaları kestim, bir lastikle kavanozun tepesine geçirdim. Tülbentten hava alacak yani. Mutfağınızın güneş almayan bir kenarına koyun. Bir akşam bir sabah olmak üzere, kavanozdaki mercimekleri ıslatın ve tülbent yardımıyla sularını iyice süzün bırakın. Zaten iki gün sonra filizlenmeye başladıklarını göreceksiniz. Filizler uzayınca (yarım cm kadar), kavanozun kapağını kapatıp, buzdolabına koyun. Dikkat! Mercimekler filizlendikçe genişliyorlar. Buzdolabına koyduktan sonra da genişliyorlar. Dolayısıyla, koyduğunuz kavanozun çeyreği kadar bir mercimekle yola çıkın en fazla. Sonra mercimekli salatalar yapabilirsiniz. Mercimeklere, istediğiniz salata malzemesini ekleyip, doyurucu ve protein deposu bir öğün yaratabilirsiniz.

Benim yediğim bir diğer şey de, ince bulgur oldu. Bazen sade soğuk suyla, bazen de domates suyu ile ıslattığım bulgurlar iyice şişince salata haline döndürdüm. Bazen mercimeklere ekledim, bazen sade yedim.

Şeker konusu mühim. Aslında çok net: Beyaz veya esmer şeker bu diyette yok; hiçbir diyette yer almadığı gibi. Şeker yemek istediğinizde bazı alternatifler mevcut. Bunlardan biri hurma. Hurmayı bir gece suda bekletince iyice yumuşuyor ve içinde bulunduğu suyla birlikte tatlılarda kullanılacak hale geliyor. Hurmanın faydaları saymakla bitmez; hormonal sistemi bile düzenleyici özelliği var. Ayrıca, tadı da sütlü çikolataya ne çok benziyor değil mi? Hele şu tombul tombul olanların. Diğer bir şeker kaynağı agave şurubu. Bundan da daha önce bahsetmiştim. Benim bir şansım, senede bir defa Amerika’ya gitme olanağı bulmam. Gelirken 8-10 dolara kocaman şişe getirebiliyorum. Burada tabii daha pahalı. Online alışveriş sitelerinin bazılarında var, ben isim vermeyeyim. “Organik agave şurubu” diye arayınca karşınıza seçenekler geliyor. Kendi aklınıza yatanı alabilirsiniz. Agave şurubu kan şekerini beyaz şeker gibi yükseltmiyor, glisemik indeksi düşük. Ama sonuçta o da meyve şekeri olan früktoz ve aynı meyveler gibi sınırsız yenmemesi gerekli. Şöyle diyelim, şekerli birşey yemeyi kafaya koydunuz, o zaman agave şurubu ile bir tatlı yapın yiyin. Yoksa öyle her gün agave şurubu kullanmayın.

Bir de doğal kıvam vericimiz var: Avokado. Çok şaşırtıcı değil mi? Ama gerçek. İçine mümkünse çiğ olan kakao tozu (Ben bulamadım, ama şekersiz kakao var en azından, onları kullanıyorum.), hurma veya agave şurubu, badem veya hindistancevizi unu koyarak muhallebi kıvamında tatlılar elde edebiliyorsunuz. Muz da benzer amaçla kullanılabilir. (Daha önce verdiğimiz bir çiğ browni tarifimiz de vardı.) Avokadolu pudinglerde biraz farklı bir tat oluyor tabii, denemek ve sevip sevmediğinizi görmeniz lazım. Ama muzlular harika, zaten alışık olduğumuz lezzet. Ben muzluları tercih ederim her zaman.

Bunlar dışında aklıma gelen özel bir besin yok. Tüm meyveler, sebzeler, yemişler, filizlenmiş baklagiller sizin hayal gücünüzle buluşmayı bekliyor.

Çiğ beslenmek için size gerekli bir alet daha var: Blender veya iyi bir mutfak robotu. Çünkü meyveleri, suyla/badem sütüyle ve sebzelerle karıştırıp smoothie’ler hazırlayabiliyorsunuz. Ayrıca benim çok da sevmediğim, ama bütün çiğ besincilerin favorisi olan katı meyve sıkacağı da bir diğer gerekli şey. Yiyemedikleri sebzelerin sularını sıkıp içiyorlar. Ben bu dönem sadece blender ile idare ettim.

Devamı gelecek…

 

Pin It

26 yorum

  • Merhabalar çiğ beslenmek bilhassa bizim Türk halkının severek yapacağı bir beslenme tarzı değil. Kebabı mangalı seven bir milletiz. Bu beslenme çeşidini bir italyan arkadaşımdan duydum ilk defa. O olaya sağlık yönünden bakıyor, enerji artışı, kan değerlerinin düzelmesi üzerinde duruyor. Zaten birçok diyabet hastası bu beslenme türünü benimsemişler. Bu dalda italyan beslenme uzmanı Valdo Vakado çalışıyor. Araştırmalarını maalesef İngilizce ya da İtalyanca yayınlıyor. İngilizcesi olanlara tavsiye ederim. Sağlıklı yaşamak isteyenlere etten uzak durun diyorum ve çok araştırsınlar.

  • Merhabalar, şeker ihtiyacı için pekmez kullanılabilir mi? Pekmez de kaynatarak yapılan bir besin değil mi ? Raw food’a uygun mu? Şimdiden sağolun.

    • Elif merhaba. Evet pekmez de kaynatılarak yapıldığı için, çiğ besinler arasına girmiyor.

  • Blogunuza bayıldım bar tarifi araken rastladım.) Emeğinize sağlık çok başarılı. Fakat ben kendi linklerime ekleyemedim çünkü, sizin blogun güncelenmeyeceğini söylüyor ? Bilmiyorum ? Neden?
    Çiğ beslenme konusunda ben de araştırmıştım ve sizin yukarıda tanıttığınız makinayı görerek yola çıkmıştım nedir diye? Çok ilginç gelmişti çok da faydalı olduğunu düşünüyorum. Kolaylıklar dilerim zevkle izleyeceğim:)

    • Neden eklenmedi bilemedim LavantaLimon, bir bakayım sebebini bulabilecek miyim. Öncelikle hoşgeldin aramıza:) Daha sık görüşmek dileğiyle.

  • Merhaba, 50 derecede kurutma yapamaz mıyız normal fırınlarda?

    • Yaparız Zeynep. Ama çok uzun saatler boyunca çalışması lazım fırının. Kurutucu da öyle çalışıyor zaten. En az 2 saat, genelde 8 saatte bir kraker yapıyor.

    • Teşekkürler :)

  • Mesela NUH peygamber 1130 sene yaşamış, nasıl yaşamış olabilir o zamanın insanları 100’lerce seneler sizce? Besinleri pişirerek mi yaşamıştır acaba? Hiç sanmıyorum……

    • Nuh peygamberin gemisinde aşure pişiyor. Demek ki onlar da pişirme yöntemini kullanmışlar.

  • Bulgur da pişirilerek üretilen bir besin. Sonradan 2. pişirme yapiımadan tüketilmesi çiğ olduğu anlamına gelmez maalesef.

    • Fikir olarak çok güzel ama ben bir öğün bile çiğ yemekle idare edemiyorum :)

  • Merhaba;

    Yaklaşık 1 aydır bende çiğ beslenme tarzına uymaya çalışıyorum. Uymaya çalışıyorum dedim çünkü bu süre içerisinde bir kaç kere ızgara somon ve peynir yedim. Ne yazık ki birden küt diye geçebilmek çok zor. Bu süre içerisinde herşeyden tıka basa yedim. Salata meyve smoothie yapıp içtim vs.. Başlarken 1,66 boyunda ve 55 kilo idim şuanda 52 kg oldum. Tabi 1 aydır sporda yapmaya başladım ama kendimi inanılmaz sağlıklı zinde ve güçlü hissediyorum. Malesef bu konuyla ilgili Turkçe site pek fazla yok ve Türkiye’de bu beslenme tarzını uygulamak hem zor hem kolay.

    Benim dikkatimi çeken noktaya gelirsek: Paleo cafenin hindistan cevizi sütü yapımını paylaşmışsınız ancak tarifte kaynar su diyor dolayısıyla raw olmuyor. Ama taze hindistancevizi bulabilenler için iç kısmını rendeleyip yaklaşık 3-4 saat oda sıcaklıgında suda bekletipte fullyraw bir hindistan cevizi sütü yapabilirler.

    Sevgiler

Bir Cevap Yazın

(E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.)

/>

Günün Önerisi: Sebzeli Lazanya

Popüler Yazılar