Çiğ beslenme ile ilgili tecrübelerim – 1. Bölüm

, GIA

Umduğumdan daha fazla insan bununla ilgilenince, deneyimimi ayrıntılarıyla paylaşmak istedim. Konuyla ilgili edindiğim bilgileri, elimden geldiğince düzgün şekilde aktarmaya çalışayım bakalım. Anlatmak istediğim çok şey var, o yüzden bölümlere ayırmak istedim.

Yaklaşık 3 hafta boyunca uyguladım çiğ beslenmeyi, bayağı bir hakkını vererek. %100’e ulaştığım günler de oldu, %90’a indiğim günler de. Ama gerçekten elimden geldiğince çiğ bir düzen kurmaya çalıştım. Geçen sene iki arkadaşım uygulamışlardı, onlardan gelen bazı bilgiler vardı; ama o dönem yeteri ilgiyi verememiştim. Bir sürü şey okudum-seyrettim.

Çiğ beslenme dendiğinde ilk tepki ve sorulan soru şu: “Nee hiç mi et yok? E peki proteini nasıl alacağız yahu?” Nitekim bende de her zaman için bir protein alamama fobisi olmuştur. Sanki proteini azaltırsak her tarafımız eskir, püskür, sarkar, yumuşar gibi bir düşünce yerleşmiş kafamda. Çiğ besinciler diyorlar ki, çiğ sebze ve meyvelerden aldığınız protein, hiç bozulmadan vücudunuza alındığı için, size yeterli oluyor. Bunun üzerine filizlendirilmiş baklagiller ve fındık-badem-ceviz gibi yemişleri de ekleyince, gayet yeterli seviyede protein almış oluyorsunuz. Hatta bir örnek veriyorlar: Pişirilmiş protein içindeki proteinin aldığı hal (mesela ızgara biftekteki), bir saç telinizi çakmakla yaktığınızdaki hale dönüyor. Tamamen bozuk! Bazı belgeseller izledim, vücut çalışan kocaman adamlara gidiyorlar spor salonlarında, “Eti kesip sırf çiğ besin yemeye ne dersiniz?” diyorlar. Genel cevap: “Yok, kalsın şekerim!” şeklinde. Ama 10 senedir neredeyse %100 çiğ beslenen bazı tipler var ki, gayet de kaslı kaslı vücut yapmışlar. Hatta dünya vücut şampiyonlarından biri çiğ besinciymiş falan. Yani protein eksikliği korkusu (ki protein mythe deniyor) pek de doğru değil gibi duruyor.

Gelelim süt ürünlerine… Sırf çiğ beslenmenin konusu değil, son senelerde okuduğum tonla yayında süt ürünleriyle ilgili iyi şeyler yok. Birinci sav, inek sütünün, bir ineğin kendi bebeği için ürettiği birşey olduğu. Aynı bizim kendi bebeğimizi emzirdiğimiz gibi. Nasıl ki bizim sütümüzü alıp, başkalarının içmesi tuhafsa, bizim de ineklerin sütlerini içmemizde bir tuhaflık oluyor. Ayrıca doğanın öyle inanılmaz bir dengesi var ki diyorlar, bizim süt içmemiz gerekseydi, bir şekilde annemiz bizi çok daha uzun süre emzirirdi veya süt almamız için farklı yöntemler olurdu. Şu son seneler popüler olan besin intolerans testlerinden de görüldüğü üzere, Türk insanının yaklaşık %75’inin inek sütü ve yan mamüllerine bir intoleransı mevcut. Örneğin Danimarka-İsveç-Finlandiya gibi kuzey ülkelerinde bu intolerans çok düşük, dolayısıyla onlar çok fazla miktarda süt içebiliyorlar. Çin başta olmak üzere Uzak Doğu  ülkelerinde ise, süt ve ürünlerine olan tolerans çok çok düşük seviyelerde. Nitekim, hiç süt içen bir Çinli veya Japon görmememizin sebebi de bu. İntoleransımızın bu derece yüksek olduğu bir besin tipine karşı bu derece ısrarcı olmamız da ayrı bir tartışma konusu. Sonra gelelim fabrikalarda yapılan işlemlere. UHT (Ultra High Temperature) denen bir teknoloji ile sütleri bildiğim kadarıyla 110 dereceye kadar kaynatıp, içinde ne var ne yoksa arındırıp, sonra da kutulara koyup önümüze getiriyorlar. Süt sütlükten çıkıyor. Eskiden bu işlem 70 derecelerde yapılırmış, ama şimdi daha güvenli olsun diye 110 dereceye çıkmış. Bu da ayrı bir mesele. Benim içtiğim şey, inekten sağılan süt değil ki zaten. İnekten sağılan sütü içmek de neredeyse imkansız. Ya kendi ineğinizi sağacaksınız, ya çok güvendiğiniz bir çiftlikten taze süt getirteceksiniz. Yoğurdunuzu da, peynirinizi de onunla yapacaksınız. Şehir hayatı içinde yapılması çok zor şeyler bunlar. Bunlar dışında, sütün-peynirin içindeki yağlar doymuş yağlar; yani gidip damarlarımıza yapışan cinsten. Diyetlerde light/yağı azaltılmış peynir-süt-yoğurt yiyin demiyorlar mı? Niye? Daha az kalori alalım diye. Yağı, yani kalorisi azalsın diye, zaten sütlükten çıkmış olan süt, bir posta işlemden daha geçiyor. Sonunda, benim de uzun süre kendimi içmeye zorladığım garip lezzette bir sıvı ortaya çıkıyor (%0 yağlı süt denen şey). Benzer şekilde light yoğurtlar, peynirler… Niye? Çünkü illa yemek zorundayız ya süt ve süt ürünlerini. İçinde kalsiyum var. Ama başka şeylerde de bol kalsiyum var, neden onlar üzerinde daha fazla durmayalım? Yeşil yapraklı sebzeler, brokoli, dereotu, somon, bamya, bezelye, badem, susam, vs. Ha bir de unutmadan, Kıvanç Tatlıtuğ son dönemde takdir edilesi bir vücuda kavuştu biliyorsunuz. Onunla ilgili haberde de bu konu vardı. Kaslarının daha belirgin olması için, mümkün olduğunca yağlarından arındırıcı bir diyet uygulamış. Bunun için Tony ve Karen Hill isimli, biri spor hocası biri beslenme danışmanı olan bir çiftten yardım almış. İlk yaptıkları şey süt ve süt ürünlerini yasaklamak olmuş.

Peki ben süt ve süt ürünlerinden vazgeçmeyi göze alabilir miyim? Maalesef hayır. Sütten kolay vezgeçerim de, yoğurt ve özellikle cacık bazen çok aradığım birşey. Ayrıca bir cacık, sofrada fazladan bir çeşit olup sofrayı zenginleştiren,  ayrıca insanı pek de güzel şişirp, doyuran bir besin. Evde yoğurt yapmak için yeni makineler de çıktı, mutlaka denemek istiyorum. Özellikle süzme yoğurt yapma aparatı hoşuma gitti. Hoş ne olacak ki diyorum bazen de, normal yoğurdu tülbente koysak, süzme olmaz mı? Belki de olmuyordur, denemek lazım! Peynir ise başlı başına çok keyif aldığım bir besin türü. Peyniri sade, ekmeksiz, katıksız yemeyi severim. Yemeğin yanında veya üstüne bir dilim güzel bir peynir bana çok keyif verir. Aralarda da acıktığımda, ilk aklıma gelen şey peynirdir. “Çikolatadan vazgeçerim, peynirden zor!” derim sık sık. Gerçekten de öyle. Ama azaltılabilir elbet veya daha düzgün seçimler yapılabilir.

Çiğ besinciler, süt yerine badem sütü diye birşey içiyorlar. Badem sütündeki kalsiyum oranı süte kıyasla yaklaşık 3 katmış. Ben bu süre zarfında badem sütümü evde kendim yaptım. Size gereken çiğ badem. Badem sütü nasıl yapılır? Bir su bardağı bademi bir gece önceden suya koyun. Ertesi sabah suyun içinden bademleri alın, kabuklarıyla birlikte bir blender/mutfak robotuna koyun. İçine istediğiniz yoğunluğa bağlı olarak 2 veya 3 bardak su ekleyin ve karıştırın. Karışım bembeyaz, ayran renginde bir karışım oluyor. Ardından bir cam sürahinin ağzına tülbent koyup, bademli su karışımını dökün. Yani oluşturduğunuz karışımı süzün. İyice suyunu sıkın. Badem sütünüz hazır. 1 su bardağı bademden yaklaşık 3 bardak badem sütü çıkıyor. Ben tülbentte kalan kıyılmış bademleri mutfak havlusu üzerinde kurutup bir kavanoza koydum. Onu da badem unu olarak muhtelif yerlerde kullandım. Sağlıklı yaşam ve arınma koçu olan Gül Kaynak, Gülben Ergen’in programında çok güzel tarifler veriyor. Gündüz programı olduğu için izleyemiyorum, ama Internet’ten videolarına ulaşabiliyorum. Siz de boş vakitlerinizde izleyebilirsiniz. Mesela hurmalı avokadolu pudinglerden, o da yapıyor. Ayrıca kendisinin çok etkileyici, adeta hipnotize edici bir konuşma tarzı olduğunu düşünüyorum:) Sakin sakin, kısa ve öz. Buğday çimini öyle güzel anlattı ki, şu anda evde buğday çimim var! Suyunu sıkacak aleti almadıysam da (Biliyorum ki ilk heves 4 gün sıkacağım, sonra vazgeçip bir kenara koyacağım.), yaptığım smoothie’lerin içine atıyorum kesip kesip:) Badem sütü yapmayla ilgili bir videoyu, buradan izleyebilirsiniz.

Devamı gelecek…

Pin It

16 yorum

  • Süt ve peynirden vazgeçemememizin nedeni sütün aslında bağımlılık yapan bir madde olması. Bu bebek 2 yaşına kadar sütü içsin diye gerekli. Size önerim; soya, badem ya da fındık sütleriyle yoğurt denemeniz :)
    sevgiler

  • Merhaba,
    Buğday çiminin suyunu içmek gerekiyor. Posasini sindiremiyoruz. Buğday cimi suyu sıkıcı alınca emin olun vazgeçemezsiniz, çünkü çok iyi geliyor insana:)Faydalı bilgiler için teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

(E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.)

/>

Günün Önerisi: Sebzeli Lazanya

Popüler Yazılar