Çiğ beslenme ile ilgili tecrübelerim – 3. Bölüm

, GIA

Çiğ beslenmenin başlıca iki çeşidi olduğunu gördüm:

1. Kilo vermek ve somut bir rahatsızlıktan kurtulmak için yapılan çiğ beslenme
2. Sağlıklı, canlı ve daha enerjik bir hayata devam etmek için yapılan çiğ beslenme

Dan McDonald adlı bir çiğ besincinin DVD’lerini izledim. Kendisi, 10 senedir raw food akımını takip ediyormuş. Önceki hayatında 90 kilo, sürekli vücut çalışan, bol alkol alan, çok fazla yemek yiyen; kısaca çok düzensiz ve keyifsiz bir hayata sahipmiş. Sonra bir gün, kitapçıda bir adamın tavsiyesiyle bir kitap okumuş ve hemen o anda hayatını değiştirmiş. Tabii adam belli ki böyle bir arayıştaymış, kitap tam zamanında gelmiş yardımına. Nitekim şu anda da, kendini bu akımı anlatmaya, yaymaya adamış. DVD’leri var, Youtube’da liferegenerator diye tonla videosu var. Şu anda şöyle sağlıklıyım, böyle iyi hissediyorum diyor. Zaten bir süre sonra, ailesinin çiftliğine geri dönmüş, keçiler almış, iyice doğaya dönmüş yani anlayacağınız. Nitekim videolarından biri de: “Lose 1 Pound a Day, The Healthy Way”. Günde sağlıklı olarak yarım kilo verin diye çevirebiliriz. Hem kilo vermek, hem de vücudunuzdaki ciddi bir hastalıktan kurtulmak istiyorsanız (buna o amansız hastalık da dahil), sadece meyve ve sebze içeren, yağın çok az olduğu bir diyet uygulamanızı öneriyor. Yağdan kastı, zeytinyağı, hindistancevizi yağı gibi yağlar dışında, tahin, avokado ve tüm yemişler (fındık-badem-çekirdekler-ceviz, vs.). Yağ yiyecekseniz de, azıcık ve doğal yağlardan tercih edin diyor. Mesela avokado, mesela hindistancevizi. DVD’de bir sürü tarif veriyor. Adamın favori ürünü katı meyve sıkacağı. Herşeyin suyunu sıkıp, içiyor. Bunun dışında smoothie’ler hazırlıyor. Bir de kocaman salatalar yapıyor. Genel olarak önerdiği beslenme şekli, sabah karışık meyvelerle hazırladığınız koca bir kavanoz smoothie, öğlen yine meyve/meyveden oluşan bir smoothie ve yanına bol yeşil sebzeli salata, akşam da yeşil yapraklı, bool otlu, sebzeli koca bir salata. Bu arada dilediğiniz kadar yiyebiliyorsunuz bunlardan. Zaten sebze çok az kalorili birşey biliyorsunuz. Özellikle de çiğ yendiğinde. Üstelik sebzeli bir salata hazırladığınızda (domates, salatalık, bol yeşillik, kırmızı-yeşil-sarı biberler, soğan, vs.), bunu bitirmek için 30 dakika falan gerekiyor. Bu gibi bir diyette, muzun rolü büyük oluyor. Hem tok tutması açısından, hem de kalorinizi tamamlamanız açısından. Internet’te “30 day raw food trial” gibi anahtar sözcüklerle arama yaparsanız, bir sürü çok kilo vermiş ama hala canlı-enerjik tiple karşılaşıyorsunuz. Bir blogger var, Steve Pavlina diye, kendisi 30 günlük sırf meyve ve sebzeyle beslendiği bir dönemi en ufak ayrıntılarıyla yazmış. Meraklılar o blogu da okuyabilirler. Steve’in günde 16 muz yediği oluyor:) Bir nevi maymun! :))) Kısaca özetlersek: Steve 81 gibi bir kiloda, her sabah düzenli sporunu yapıp işe giden, zaten vegan (hiçbir hayvansal ürün yemeyen), günde ortalama 2000 kalori alan, sağlığına düşkün bir Amerikalı. Bu 30 günlük sürede, aldığı kalori miktarını 2500 ve daha üzerine çekiyor; yani daha fazla kalori almaya başlıyor. Yine sporunu yapmaya devam ediyor. 15 günden sonra, eskiden 21 tane çekebildiği şınavı 30’a, hatta 35’e çıkarabildiğini görüyor. Ve aldığı kaloriyi arttırmasına rağmen, 30 günün sonunda 3.5 kilo vermiş olarak diyetini sonlandırıyor. Onun derisinde çok kuruma oluyor, zaten son günlerinde fotoğraflarını da koymuş. Resmen çatlaklar olmuş elinin eklem yerlerinde. Onun dışında bir sıkıntısı yok. Gücünde bir azalma yok, düşünce berraklığında bir azalma yok. Sadece sürekli meyve-sebze yemekten bitap düşüyor. Özellikle de meyveden. (Fakat kendisi sonradan 30 günlük sıvı orucu da yapmış, gayet azimli biri yani.) Bu 1. çeşit beslenmeydi.

2.çeşit ise daha makul. İçinde yağlar, yemişler, filizlendirilmiş baklagiller de var. Bu beslenme biçimiyle de kilo veriliyor. Bakınız ben ve benim arkadaşlarım. Ama biraz daha yavaş gidiyor tabii diğerine göre.

Ben demin bahsettiğim videoyu izledikten sonra, gaza geldim. 1 hafta deneyeyim şu işi dedim. Ondan önce 2 haftadır kör topal raw besleniyordum zaten. Sabahları smoothie yapıyordum, 1 litre hatta daha bile fazla olabilir. İşe onu götürüyordum. Öğlen 1-2 sefer salata da goturdum. Salata yoksa sırf o smoothie’yi ve çekmecemdeki kuru erik, kuru kayısıları atıştırıyordum. Akşam da çoban salata. Fakat haftanın sonlarına doğru öğlen salatalarını hazırlayamamaya ve öğleni de smoothie ile geçirmeye başladım. Muz varsa ondan atıştırıyordum. Haftanın sonuna doğru çok aç günler geçirmeye başladım ve kilo vermem de durdu. Hem çok aç kalıyordum, hem kilo vermiyordum; bıraktım o diyeti. Yani hakkını pek veremedim. Steve Pavlina’nın günde 12 muz yemesinin bir sebebi varmış onu anladım. Bir daha böyle bir maceraya atılırsam, kesinlikle önceden bol bol salata, meyve hazırlayacağım.

çiğ besin diyeti

Bir de asıl çiğ besin denince en popüler isim Angela Stokes. Bir manada, raw food’u meşhur etmiş kişi de denebilir. Kendisinin nasıl değiştiğiyle ilgili resimleri burada görebilirsiniz. Angela, bu diyet sayesinde 2 sene içinde 160 pound vermiş, yani yaklaşık 72 kilo. Bunu da BBC’de bir programda açıkladığı anda, çiğ besin diyeti bir anda patlamış! Şimdi bir sürü DVD’si, e-kitabı var. Hayatının bunun üzerine kurmuş.

Kendi deneyimlerim: Ben şu bahsettiğim çok aç geçirdiğim 3-5 gün dışında, kendimi çok iyi hissediyorum. İlk 1-2 gün, akşamüstleri uykum geldi. Sonra gördüm ki, genelde ilk günlerde biraz uykulu hal oluyormuş. Hatta ilk 15 gün diyorlar vücudun adaptasyon sürecine, ama bende bu kadar uzun sürmedi. Arada 2 gün normal yemek yedim, ama yine de pek et yemedim. Zaten canım istemedi. Şu anda kendimde gördüğüm güzel birşey, tatlı krizi-karbonhidrat krizi gibi krizlere girmiyorum; çünkü şekerim çok oynamıyor. Bol bol muz ve hurma yememe rağmen. Nasıl oluyor, çok anlamıyorum. Karnımın acıktığı oluyor gün içinde, ama hurma, kayısı, erik, muz gibi şeylerle karnımı doyuruyorum. Bir nevi ara öğün oluyor. Bugün mesela kendime şöyle birşey yaptım: 2 yerli muz, 4 hurma, 1 koca yemek kaşığı kakao, badem sütünün ardından kalan badem unundan bir tepeleme kaşık ve 2-3 parça buzu blender’a attım. Bildiğiniz şokella tadına çok yakın bir tad oldu. Biraz da buzdolabında bekletip, şokella yer gibi yedim. Arada bu tip hoş yemekler de ekleyince, hiç problem çekmiyorsunuz. Bu arada, ben çay içiyorum. Günde bir tane de şekersiz Türk kahvesi içmeye özen gösteriyorum.

%100 çiğ beslenmek zor, bunu kabul ediyorum. Ama günlük yaşantıya ne kadar çiğ şey girse o kadar iyi. %50 bile yapabilsek kar. Çiğ beslenmek için, kafa olarak et yememeye yatkın olmak gerekiyor bence. Ben zaten, etten zevk almadığımdan bahsetmiştim. Sadece fırında veya ızgarada yediğim balık bana zevk veriyor ve ardından rahatsız etmiyordu. Bu yüzden çok sıkıntı çekmedim. Ki, diyeti de balıkla bozmayı düşünüyorum arada. Şaşırtıcı olan şu ki, benim ciddi bir etobur olan, etsiz karnının doymadığını iddia eden, sebze anca asıl yemeğin yanında yenir gibi iddialı laflar eden eşim bile, son zamanlarda etten rahatsız olduğunu keşfetti. Evet, evde bir raw havası var tabii, etkilenmemek mümkün değil:) Pencere önünde büyüyen buğday çimleri, sürekli yapılan meyve-sebze alışverişi falan. Ama onu kesinlikle zorlamama rağmen, kendisi de çok uzun zamandır et yemedi. Ve beni şaşırtan ilginç cümleler kuruyor: “Et, hakikaten bana iyi gelmiyormuş.” gibi. O benden çok daha fazla yemiş yiyor tabii. Akşamları bayağı bir kabuklu fıstık atıştırıyor, bir sürü mandalina yiyor. Fazla kilosu pek olmamasına rağmen, artık sabitlendiğini düşündüğü kilolardan 2-2.5’unu verdi. 2 kilo daha vermeyi düşünüyor.

Şu konuda dikkat etmek lazım, şu aralar konuyla ilgili en çok kafama takılan şey: Sürekli meyve-sebze yediğimiz için ve tercihan kabuklarıyla yemeyi de çok istediğim için, çok iyi dezenfekte etmek gerekiyor. Salata malzemelerini sirkede bekletiyorum çoğu zaman. Ispanak-roka-maydonoz gibi yeşillikleri önceden yıkayıp kapaklı kutulara koyuyorum. Ama sabahın köründe, muz-elma-armut-ıspanak karıştırarak yaptığım smoothie için, elma ve armutu iyice yıkayıp kullanıyorum. Umarım yeterli geliyordur. İyi bir şey yapalım derken, tonla pestisite maruz kalmıyoruzdur:( Siz sebzelerinizi, meyvelerinizi nasıl yıkayıp, nasıl muhafaza ediyorsunuz?

Devam edecek…

Pin It

14 yorum

  • Ben insanların otçul anatomide olduğunu düşünenlerdenim zaten. 1.5 yıldır vejetaryenim ve yediğim şeylerin büyük bölümünü çiğ sebze ve meyveler oluşturuyor, %100 çiğ değil tabii ki bakliyatsız olmaz… zaten bakliyatları haşlayarak yemek de bir nevi raw beslenme bence. Böyle düşünülürse evet ben de çiğ besleniyorum. Vücudum sürekli yabancı ve kirli maddeleri uzaklaştırıyor sanki. Saçlarım daha yumuşak, dökülmüyor. Tenim kaşmir gibi yumuşak ve terim kötü kokmuyor! :) sanırım bu detoksla alakalı. Spor yaparken nefesim kesilmiyor, başım dönmüyor. ENERJİ DOLUYUM!!! Gerçekten beslenmenizi sebzeler ve meyveler oluşturduğunda hem sağlık problemleri yaşamıyorsunuz, hem kilonuzu rejimsiz doğal olarak koruyorsunuz, hem de lif yönünden zengin beslendiğiniz için açlık hissetmiyorsunuz. Tahıllar, kuruyemişler sınırsız tabağınızda. Hepsi doğanın size armağan ettiği şeyler. Birçoğunu çok ucuza alabiliyoruz, ya da doğadan yemeğimizi çıkarabiliyoruz. Bunun keyfini çıkarmak harika..

  • Harikasınız! Beni de heyecanlandırdınızTeşekkürler.Bir ara ben de sebze ve meyve suları içiyordum.Kendimi gayet de dinç hissediyordum.Ama şu körolası saçmaalışkanlıklarımızdan sıyrılmak için epey mücadele etmemiz gerekiyor galiba.Ama ben de yakın n
    bir zamanda bunu başaracağıma inaniyorum.L utfen buradan herkese sesleniyorum depresyonunuz varsa bu kadar ümitvar düşünemiyorsunuzOnce tedavi olunuzSonra da hayattan tat almaya bakınız .

Bir Cevap Yazın

(E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.)

/>

Günün Önerisi: Sebzeli Lazanya

Popüler Yazılar