web stats script

HAFiF TARiFLER

Kalori değerleri ile birlikte verilmiş hafif / light yemek tarifleri     

'Hafif bilgiler' kategorisinde nelerimiz var?

Yemek pişirirken veya ısıtırken illa ki birkaç lokma aşırılır: Tuzu nasıl olmuş? İyi pişmiş mi? Acısı nasıl? Daha kötüsü, pişen tüm sütlü tatlıların mutlaka dibi sıyrılır. Hatta sıyırmak için özellikle tencerede bırakılır. Bir kaşık, bir kaşık daha… Peki bu ekstra kalorilerden nasıl kurtulabiliriz?

1. Yemek pişirmeden önce ufak birşeyler atıştırın: Biraz meyve veya sağlıklı bir atıştırmalıkla, açlığınızı biraz bastırın.

2. Şekersiz sakız çiğneyin: Özellikle çikolatalı pasta tarzı tehlikeli tatlılar hazırlarken, ağzınızda mutlaka sakız olsun. Böylece, ağzınıza “yanlışlıkla” çikolata parçaları atamazsınız.

3. Meyve-sebze tabağı hazırlayın: İlla atıştırmak istiyorsanız, bir salatalık, bir havuç veya meyve parçalarıyla dolduracağınız bir tabağı tezgahın üzerine koyun. Yemek yaparken rahatça atıştırabilirsiniz.

4. Kesin çözüm: Yemeği pişirecek başka birini bulun:)

37.10 $’a satılan Chococlock adlı bu şirin alet, size her saat başı çikolatanızı ikram ediyor. Ama yeterince çabuk davranırsanız.

Her 60 dakikada bir kapaklar açılıyo ve bir parça çikolata aşağı düşüyor. Ancak almak için sadece 30 saniyeniz var. Eğer kaçırırsanız, çikolata geri gidiyor ve 60 dakika boyunca kapılar bir daha açılmıyor. Eğer kaçırmak istemiyorsanız, hile yapıp, aletin ötmesini de sağlayabiliyorsunuz.

Çikolata sevenlerle dalga mı geçiyorlar, ne dersiniz?


Okuduğum bütün yabancı yayınlarda, kanola yağı zeytinyağı ile eşdeğer kullanılıyordu. Artık market raflarında da rahatlıkla bulunabildiğini görünce, denemek için 1 litre aldım. Peki nedir bu kanola yağı? Nelere faydalıdır? Türk Kalp Vakfı neden tavsiye ediyor?

İlk aklıma gelen, kanola adlı bir bitkiden elde edildiğiydi. Ancak yanılmışım. Kanola (Canola): “Canadian Oil, Low Acid” ‘den geliyormuş. 1970′lerde Kanadalı iki kişi tarafından yetiştirilen bitkilerden elde edilmişler. Kanola yağı, kolza bitki tohumlarının genetik yolla ıslah edilmesi ile elde ediliyor. Uzun yıllar boyunca bu yağ, makinalarda ve buharlı aletlerde kullanılmış. Ancak 1950lerden sonra, yenebilir duruma getirilmiş.

Aslında, biraz araştırma yapınca zeytinyağı gibi her yerde övülmediğini görüyorsunuz. Birçok makalede, kanola yağının zararlarından ve kanser riski taşıyıp taşımadığından bahsedilmiş. Okudukça iyi mi yaptım kanola yağı alarak diye düşünmekten kendimi alamadım. Ancak sonra gördüm ki: Zararlı olan, ilk başlarda kolza bitkisinden elde edilen yağ imiş. Ancak sonradan bu bitkiyi zararlarından arındırmışlar ve kanola adı vermişler. Tübitak Bilim Teknik’te yazılanlar şöyle:

“Kanola bitkisindan elde edilen yağ, oleik asit, linoleik asit ve Omega-3 yağ asidi içermesi ve doymuş ya oranının yalnızca %7 civarında olması (bu oran zeytinyağında %15, ayçiçeği yağındaysa %12) nedeniyle, sağlığımız için yararlı kabul ediliyor. Spekülasyonlarda belirtildiği gibi çeşitli hastalıkların ortaya çıkmasıyla ya da zehirlenmelere yol açışıyla ilgili bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçek bulunmuyor.”

Kanola yağının sağlığa faydaları:

- Kanola yağı tekli doymamış yağlar yönünden zengin, dolayısıyla kötü kolesterolü engelleme özelliğine sahiptir. Bu zeytinyağını da yararlı yapan özelliktir. Tekli doymamış yağ oranı zeytinyağında %73, kanola yağında ise bu orana çok yakın olup %63′tür.
- İçeriğinde ciddi miktarda Omega 3 yağ asidi bulunmakta.
- Kanola yağı ayçiçek yağından daha fazla ısıya dayanır.Yani rahatlıkla kızartmalarda kullanılabilir.


Patlıcan, eşsiz lezzetiyle Türk Mutfağı’nda çok önemli bir yere sahip. Etle buluştuğu musakkasından karnıyarığına, közlenmiş patlıcan salatasına kadar enfes lezzetler sunar kıymetini bilenlere. Pişirmeden önce on dakika kadar tuzlu suda bekletmek gerekir ki, acısı çıksın.

Peki patlıcanın faydaları nelerdir? Zararları var mıdır?

Patlıcan, A vitamini ve fosfor deposu olarak bilinmekte. Ciltteki kırışıklıkların belirmesini geciktirirken, strese, yaşlanmaya ve zihinsel sorunlara karşı da oldukça etkili oluyor. Bunun yanında, damarları yüksek kolestrolün yarattığı etkilerden de koruyor; çünkü içinde istemsiz kas kasılmalarını önleyen maddeler bulunuyor. Kalbin ritmini ayarlayıcı özelliği var. Yüksek oranda lif içeriyor ve hazımsızlığa iyi geliyor. Düşük kalorili diyetlerde rahatlıkla tüketilebiliyor.

Dikkat! Olgunlaşmamış patlıcanda solanin denen bir madde bulunmakta. Patlıcanı pişmeden tüketmek, bu madde nedeniyle zehirlenmelere yol açmakta. Ancak patlıcanı pişirdiğinizde, bu maddenin parçalanarak yok olmasına sebep oluyorsunuz.

100 gram patlıcandaki besin değerleri:

- 24 kalori
- 5.5 gr protein
- 0 karbonhidrat
- 2 gr kolestrol
- 1 gr yağ

Biz de Hafif Tarif’te patlıcan yemeklerine yer vermeye çalıştık. İşte bunlardan birkaçı:

Fırında Patlıcan Kızartması, Fırında İmambayıldı, Patlıcanlı Simit Böreği, Közlenmiş Patlıcan Salatası

İlk defa 1980′lerde ortaya atılan glycemic index kavramı, bir gıdanın kan şekerini yükseltme kapasitesi olarak tanımlanabilir. Gİ, 0 ile 100 arasında değişir. Glükozun Gİ değeri 100 kabul edilerek diğer karbonhidratların kan şekerini yükseltme gücü veya etkisi sıralanır. Glisemik indeksi yüksek gıdalar kan şekerini, dolaysıyla insülin seviyesini çok hızlı yükseltirken, düşük glisemik indeksli gıdalar kan şekerini yavaş ve daha az yükseltir. Protein ve yağlar için glisemik indeks söz konusu değildir.

Zayıflamak isteyen kişilerin glisemik indeksi düşük gıdalarla beslenmesi gerekir. Bir gıdanın Gİ’i 55′den az ise düşük, 56-69 arasında ise orta, 70′den büyükse yüksek Gİ’li gıda denir.

Yüksek Gİ’li gıdalar: Beyaz ekmek, beyaz pirinç, patates, tatlı kekler, pastalar, her tür şeker, bal, reçel, muhallebi, baklava ve türevleri, meşrubatlar, çikolata, şekerli meyve suları, kurabiyeler, bisküviler, börekler, poğaça, karpuz, kavun, muz, ketçap, pizza, patlamış mısır.

Düşük Gİ’li gıdalar: Şarküteri-fazla yağlı-kızartma dışındaki tüm et ürünleri, yumurta, yağsız süt ürünleri, tam tahıllı ekmekler, kepekli pirinç, kavun-karpuz-muz dışındaki tüm meyveler, yulaf ezmesi, süt eklenmemiş kahve, patates-mısır-balkabağı-pancar-iç bakla dışındaki tüm sebzeler, mercimek, nohut, kuru fasulye, barbunya, siyah çikolata (>%70 kakao), soya, kepekli makarna, az miktarda fındık-ceviz-badem.

Daha ayrıntılı glisemik endeks tabloları için faydalanabileceğiniz linkler:

http://www.glycemicindex.com/
Harvard Health Publications
Mendosa.com

Nintendo Wii, gün geçtikçe popülerliğini arttıran ve hayatımıza bilgisayar oyunları sayesinde spor yapma tanımını getiren bir eğlence aracı. Wii’nin ardından lanse edilen Wii Fit ile, evde yapılabilen egzersiz tipleri de çeşitler kazandı. Bunun üzerine, Amerikan Egzersiz Kurulu, bir karşılaştırma yaptı. İşte sonuçlar…

Wii ile ne kadar kalori harcayabiliyoruz?

Wii golf: Dakikada 0 .8 kkal
Gerçek golf: Dakikada 3.9 kkal

Wii bowling: Dakikada 3.9 kkal
Gerçek bowling: Dakikada 7.2 kkal

Wii beyzbol: Dakikada 4.5 kkal
Gerçek beyzbol: Dakikada 7.3 kkal

Wii tenis: Dakikada 5.3 kkal
Gerçek tenis: Dakikada 8.1 kkal

Wii boks: Dakikada 7.2 kkal
Gerçek boks: Dakikada 10.2 kkal

Her oyun 10 dakika sürmüş ve araştırmacılar katılımcıların nabız atışlarını ve kanlarındaki oksijen miktarını her dakika not etmişler. Ayrıca 10. dakika içinde katılımcıların harcadıkları eforla ilgili de sorular sorulmuş. En çok kalori yaktıran ve kalbin dayanıklılığını arttıran oyun boks olarak belirlenmiş. Wii ile 30 dakika boks oynayarak 216 kkal yakabiliyorsunuz.

Sonuçlar:

- Wii sporları gerçek sporlar kadar etkin değil, ancak koltukta oturup oyun oynamaya kıyasla kesinlikle çok daha iyi.

- Wii dışarıya egzersiz yapmak için çıkmaktan hoşlanmayanlar için birebir.

- Wii sporlarından en fazla faydayı sağlayabilmek için, sporu mümkün olduğunca gerçeğine benzeterek yapmaya çalışmalısınız.

Ekolojistler, Amerikalılar aldıkları kalorileri azaltırlarsa, enerji krizi yaşanmayacağına dair bir açıklama yaptılar. Cornell Üniversitesi’nden D. Pimantel ve arkadaşlarının araştırma sonuçlarına göre, ileride petrol fiyatlarında yüksek artışlara neden olacak enerji krizi kolayca önlenebilir. İşte araştırmadan bazı önemli notlar:

- Ortalama bir Amerikalı günde 3747 kkal alıyor; oysa Sağlık Bakanlığı’nın önerdiği rakam 2000-2500 kkal arası.

- Bu 3747 kkal’lik besinlere junk food denilen, abur cuburlar ve fast food’lar dahil değil. Pimantel’e göre, 3747 kkal’nin üçte biri kadarını da bu besinler için eklemek gerekiyor.

- Bu kadar kalori içeren besinin üretilebilmesi, kişi başı senede 2000 litre benzin harcanması demek. Yani ABD’nin toplam enerji kullanımının %19′u.

- Birleşmiş Milletler’in Beslenme ve Tarım Birliği’nin verilerine göre, ABD’de harcanan enerjnin yarısı hayvansal besinler (et, süt ürünleri ve yumurta) üretilirken kullanılıyor.

- Amerikalılar günde 3747 kkal almaya devam edip, vejetaryen bir diyete geçseler, şu an harcanan enerjinin üçte biri harcanmamış olacak.

- Eğer insanlar yedikleri junk foodun %80′inin kesseler, günlük kalori alımları %30 oranında azalacak. Hem dünya ekonomisine olumlu etkide bulunacaklar, hem de kilo kaybedecekler.

11.August.2008

Belçika’da yenilebilecek yemeklerden sonra, Melek bize İsveç’le ilgili bilgiler verdi. Sizlerle de hemen paylaşmak istedim.

Eskiden İsveçliler soğuk iklime karşı dayanıklı olabilmek için yağı çok fazla tüketirlermiş. Ancak 1950′lerden bu yana, hem sağlık politikalası olarak hem de teknolojinin ilerlemesi sayesinde, daha az yağ tüketmeye başlamışlar. Bugün, İsveç mutfağında balığın yeri hala çok büyük. Ancak kendi mutfaklarına, Fransız mutfağından, Japon mutfağına kadar birçok uluslararası mutfağı da karıştımışlar.

İsveç’te ekmek en çok kahvaltıda yenir. Tamamen İsveç’e özgü kepekli rafine edilmemiş undan yapıldığı için çoğu esmer. Bunlardan biri olan kavring oldukça esmer bir undan yapılıyor. Kıtır ekmek diye de anılan knackebrod da, hem ekmek hem de atıştırmalık olarak yenilebilen bir ekmek çeşidi.

Genelde ekmekleri kuru olarak tercih ediyorlar; bunun için de fırında iki kere pişiriyorlar. Öğle ve akşam yemeklerinde ise, ekmek yerine patates tercih ediliyor. Zaten kahvaltı, İsveç beslenme biçiminde çok da önemli bir yere sahip değil; daha çok öğle ve akşam yemekleri üzerinde duruyorlar.

İsveçliler en çok kuzey denizlerinden çıkarılan yağlı balıklardan yiyorlar. Hareng ve somon bu balıklardan ikisi. Marketlerde de sayısız çeşitte (hardallı, soğanlı, vs) hareng konservesi bulmak mümkün. Melek bunların kokusunu çok ağır bulmuş; ancak yanında biraz patates ve peynir ile sunulan kızartılmış harengin gerçekten çok lezzetli olduğunu söylüyor.

Gravad lax, somonun marine edip dereotuyla birlikte yedikleri yemeğin adı.

Artık Ikea sayesinde biz de öğrendik, İsveç köfteleriyle de ünlü. Ancak oradaki köfteler Ikea’da yediklerimizden değişikmiş. Köfteleri lingonberry dedikleri küçük kırmızı meyvelerle yaptıkları tatlı bir sos ve püre ile birlikte sunuyorlar. Lingonberry frambuaza benzeyen ancak biraz daha ekşi olan, oldukça lezzetli bir meyve.

Akşamüstü atıştırmak için ise birçok tercihiniz var. İsveçliler keklere kaka diyorlar:) Baharatlı keklerinin adı pepperkaka çok beğenilen bir çeşit. İçinde biber olmasına rağmen, acımsı tadı hiç farkedilmiyor. Ayrıca, İsveçliler tarçını çok sevdiklerinden, küçük tarçınlı kekler hemen hemen her yerde bulunabiliniyor.

Dilimize eklenen yeni bir sözcük: Pregoreksiya (Pregorexia). Şu günlerde üstüne birçok yazı yazılıyor.

“Pregoreksiyaya sahip kadınlar, arkadan bakıldığında hamile olduklarının anlaşılmaması ve hamileliklerinin ikinci yarısında bile “normal” kot pantolonlara girebilmeleri nedeniyle, büyük gurur duyuyorlar ve her ortamda bunu yüksek sesle gündeme getirmeye çalışıyorlar.”

Bu konuyu alevlendiren ise, Nicole Kidman’ın hamileliği boyunca karnının çok az büyümesi ve doğumdan hemen sonra da eski ince fiziğine yeniden kavuşması oldu. Sıkı bir diyet yapmak için seçilebilecek en yanlış zamanın hamilelik dönemi olduğu kabul ediliyor. Zira hem annenin, hem de bebeğin yeterli beslenememesine sebep oluyor.

Özellikle ünlüler, üzerlerindeki medya baskısı yüzünden, hamilelik sırasındaki vücut değişimleri hakkında aşırı endişeleniyorlar. Ancak, bu konuda kesinlikle bir denge bulmak şart. Hamilelikte alınan aşırı kilolar da, yine çok az kilo almak gibi büyük sağlık riski oluşturuyor.

Hamilelik sırasında gereken günlük kalori miktarları:

  • İlk 3 ay - Ekstra 85 KKal
  • İkinci 3 ay - Ekstra 285 KKal
  • Üçüncü 3 ay - Ekstra 475 KKal

Verilen bilgilerin alındığı kaynak: Prentice A.M., Spaaij C.J., Goldberg G.R. (1996) Energy requirements of pregnant and lactating women. European Journal of Clinical Nutrition 50: 82- 110.

Brüksel’e gitmeden önce hangi yemekleri ünlü diye bir araştırma yapmıştım. Neredeyse tüm Türk kaynaklı yazılarda Chez Léon adlı restoranda moules/frites (midye / patates) yenilmesi tavsiye ediliyordu. Biz de geleneği bozmadan orada denedik midyemizi. Belçika’ya gittiğimde aldığım rehberde ise, tavsiye edilen restoranlar arasında buranın isminin geçmemesi ilginçti. Sanırım bu restoran Türkler arasında daha bir popüler.

Klasik bir midye, resimdeki gibi büyükçe bir siyah tencere içinde getiriliyor. Yaklaşık 800 gram midye, kabukları ile birlikte beyaz şarap ve çeşitli sebze aromalarından oluşan bir sos eşliğinde pişiriliyor. Midyelerin kabukları açık olduğundan yemesi rahat oluyor. Ben çatal bıçak yardımıyla yemeyi tercih ettiğimden zorlandım, ancak benim dışımdaki hemen hemen herkes ellerini kullanıyordu:) Kabukları atmanız için, bir tencere daha getiriyorlar. Midyelerin yanındaki yeni kızarmış patates ve Belçika birası da menüyü tamamlıyor.

Biz tam bir menü istedik. Ben midyelerimi moules a la planche istedim; yani domates, maydonoz ve sarımsaklı bir sosla pişirilmiş şekilde.  Ön yemek olarak çiğ domates, limon aromalı koyu kıvamlı mayonez ve haşlanmış karideslerden oluşan bir tabak geldi. Ardından midye ve patatesler eşliğinde bira. Oldukça doyurucu bu menüye 23 euro verdim.

Brüksel’de restoranların olduğu Rue des Bouchers, aynen İstanbul’daki Nevizade’ye benziyor. Restoranların hepsi benzer yemekleri sunuyorlar. Daha uygun menüler bulmanız elbette mümkün. 800 gram getirilen midyeleri 2 kişi yiyen birçok çift vardı, ki bence gayet mantıklı bir hareketti.

Bu arada söylemeden geçemeyeceğim: Amerikan porsiyonlarının büyüklüklerine sürekli laf ediyoruz, ama Belçika’daki porsiyonların büyüklüklerinin de hiç azımsanacak tarafı yoktu.

Deniz mahsülleri sevenler için kesinlikle farklı bir seçim. Ben domates soslu olanı çok tavsiye etmiyorum; bence beyaz şarapla pişen klasik bir midye seçimi yapın. Midye dolma veya midye tavadan daha mı güzel diye sorarsanız ise cevabım: Hayır!

Belçika’da yiyebileceğiniz diğer yiyecekler için, Atıştırmalıklar postunu ziyaret edebilirsiniz.

Belçika’da yenilebilecekler listemize atıştırmalıklardan başlayalım. İlk akla gelenler kuşkusuz patates kızartması, bira, waffle ve çikolata. Ama ben buna ayrıca dondurmayı da katmak istiyorum.

Patates kızartması… Frites denilen patates kızartmaları, sanılanın aksine Fransızlar’a ait değil, Belçikalılar’a ait bir lezzetmiş. Belçikalılar’a göre, Amerikan ve Fransız askerleri 1. Dünya Savaşı’nda Belçika’ya geldiklerinde, patates kızartmasını görmüşler ve French fries adıyla ülkelerine götürmüşler; çünkü o dönemde resmi dil Fransızcaymış. Avrupa’da en çok bira tüketilen yer de olduğundan, hemen gözünüzün önüne bira ve patates kızartması yiyebileceğiniz barları getirmeyin. Belçika’daki restoranlarda patates kızarması genellikle bir yan yemek (side dish) olarak sunuluyor; yani ya yediğiniz midyelerin, ya da et çeşitlerinin yanında. Yani sokakta masaları bulunan bir bara oturup, biranızın yanında sadece patates ısmarlayamıyorsunuz. Bunu yapabileceğiniz yer fast food dükkanları. Diğer bir seçeneğiniz ise, külahta 2.40 euro civarına satılan patates kızartmalarını yürürken yemek. Bu külahlar gerçekten oldukça büyük ve doyurucu oluyor. Eğer bitirebilirseniz, yanında birşey yemenize de gerek olmayabilir. Kızartılacak patatesler elde kesiliyorlar ve hafif kalınlar. Özelliklerini ise iki kere kızartılmalarından alıyorlarmış. Patates kızartmasına çok da düşkünlüğü olmayan biri olarak, bunları gerçekten lezzetli buldum. Bir de, her daim taze kızartılmış, dumanı üzerinde getirdikleri için, çok daha iştah açıcı oluyorlar.

Bira… Delirium Cafe, 2500 çeşit birası ve her an en az 200 çeşidi sunulabilecek durumda olmasıyla ünlü. Bu kadar çeşit Belçika birası olsa da, genellikle sunulan 5-6 tip biraydı. Vişne aromalı olan kriek ve açık renkli blanche benim favorilerimdi. Eğer bir anda birden fazla tatmak istiyorsanız, 5 tane ufak bardaktan oluşan ve toplam 500 ml gelen deneme tepsisinden de alabilirsiniz. Resimde gördüğünüz tepsinin fiyatı 7.90 euro idi.

Çikolata… Belçika denince, elbette akla çikolataları geliyor. Brüksel’de, her köşede çikolatacılar vardı. Tanıdıklarımız arasındakiler, Neuhaus, Leonidas ve bilmediğimiz birçok butik. Guylian ve Cote d’Or da yine sıklıkla rastladığımız çikolata markalarıydı.

Bazı butiklerde istediğiniz çikolatalardan almak ve kilo hesabıyla ödemek mümkün, aynı şeker dükkanlarında olduğu gibi. Çikolataların büyük bir çoğunluğunu, değişik içki aromaları içerenler oluşturuyordu. Örneğin Baileys’li, Cointreau’lu, vs. Bir de pralinli olanlardan, yani içerisinde daha yumuşak kremamsı bir içeriği olanlar, çok vardı. Neuhaus’un vitrinlerini calisson dedikleri rengarenk badem ezmeleri kaplıyordu. Tadına bakmadığım için calisson‘larla ilgili yorum yapamayacağım. Çikolatalarla ilgili şahsi görüşlerim şu şekilde: Bunu ciddi bir endüstri haline getirdikleri için, çok fazla marka var. Birçoğu aynı tip, lezzetleri de birbirinin neredeyse aynısı pralinli çikolatalar üretiyor. Bazı markalar ise (mesela Neuhaus), sadece çikolata ile sınırlı kalmayıp, görünümleri çok hoş, meyveli şekerler, badem ezmeleri veya frappucino tarzı içecekler de yapıyorlar. Örneğin Leonidas bir şişe taktığı 5 çileğin üzerine biraz çikolata gezdirip, şişin tanesini 3.5 euro gibi bir fiyata satıyor. Ama bunu öyle estetik, öyle ciddi bir iş yaparmış gibi bir seremoniyle yapıyorlar ki; insan vitrine bakıp hayran kalıyor. Ayrıca resim gibi pastalar yapan butikler de mevcut; aynı Türkiye’de olduğu gibi. Kanaatimce, pralinli çikolatalar bizim ağız tadımıza çok uymuyor. Biz Türkler olarak daha düz, daha hafif olan sütlü çikolataları tercih ettiğimiz için de, çikolata endüstrimiz o yönde çok gelişmiyor. Bu işi ciddi bir endüstri olarak görmediğimizden, çikolata kaplı çilek şişleri satmak gibi hayal gücü gerektirecek adımlar da atmıyoruz. Açıkçası ben, Belçika çikolatalarında bu kadar abartılacak bir özellik göremedim.

Ancaaaaaak… Gerçekten çok güzel bir dondurma yedim ve bunu anlatmadan geçemeyeceğim. Arkadaşlarımız 10 günlüğüne Yeni Zelanda’ya gitmişler ve orada yedikleri Avustralya dondurmasını (Australian Ice Cream) öve öve bitirememişlerdi. Hatta bu süre zarfında 2′şer kilo aldıklarını ama kesinlikle buna değdiğini de eklemişlerdi. Aklımda öyle bir yer etmiş ki, Brüksel’de Avustralya dondurmacısını görünce hemen denemek istedim. Gerçekten de, anlattıkları kadar vardı. İlkinde meyvelilerle başladık, ama çikolatasını tadınca bir daha başka birşey yiyemez olduk. Zaten ben dondurma keşfimden sonra, Belçika çikolatalarının yüzüne bakmaz oldum:)

Yine her köşede görebileceğiniz diğer bir atıştırmalık: Waffle (gaufre). Sonradan öğrendiğime göre bir çok çeşidi varmış; biz Brüksel waffle’ını görmüşüz. Bildiğimiz waffle ancak biraz daha kalın; dolayısıyla bizimkiler gibi ikiye katlanamıyor. Belçikalılar sade yiyorlardı. Üzerine krem şanti, biraz meyve ve çeşitli soslarla hazırlananlar daha çok turistlerin gözdesiydi. Bizim Avustralya dondurmacısı da yapıyordu. Ama ben waffle’dan hoşlanmayan biri olarak denemedim. Sizinle sadece resimleri paylaşabiliyorum. Yiyenlerin gözlerindeki ışıltılar ve çıkardıkları “hmmm, mmm” seslerine bakılacak olursa, bir kere denemekte fayda olabilir. Devletşah sitesinde waffle tariflerine yer vermiş.

Aslında bence yemeklere hiç geçmeden, sadece bu junk foodlarla da yaşanabilir; hatta hayat daha tatlı bile olur. Belçika’nın en ünlü yemeği midye-patates için, Moules / Frites postunu ziyaret edebilirsiniz.

25.July.2008

Çin’de yemek yemek deyince, önce durup bir düşünmek gerek. Türkiye’de Çin restoranlarında yediğimiz lezzetli tavuk yemeklerinden pay biçerek, “Ben Çin yemeğini çok severim.” demek doğru değilmiş, Şanghay gezimde bunu öğrendim. Bildiğimiz tarz yemeklere sıklıkla rastladığımı söyleyemem.

Yemekler chopstick denen çubuklarla yeniyor. Bu çubukları ilk kullananlar nasıl zorluklarla karşılaşıyorlarsa, Çinliler de batılı restoranlarda bıçak ve çatalı gördüklerinde aynı zorluklarla karşılaşıyorlarmış. Çin’de kullanılan geleneksel çubuklar yuvarlak veya kare hatlı. Japonya’da kullanılanlar ise, ucuna doğru sivrileşiyorlar. Dolayısıyla, Japon tipi çubuklarla yemek çok daha kolay oluyor. Ucuz restoranlarda, çubukları kağıt bir poşet içinde getiriyorlar. Ancak, bu şekilde Çin’de senede 45 milyar çift çubuk harcanmakta olduğundan, Çinli çevreciler bu uygulamadan son derece rahatsızlar. Çubuklarla birini göstermek, çubukları birine karşı tutmak veya çubukları tabaktaki yemeğe (örneğin pirinç) saplayıp, dik bir şekilde durmalarını sağlamak kaba birer davranış olarak algılanıyor. Eğer tabağınızın yanında çubukları koymanız için bir nesne getirilmediyse, tabağınızın yanına koyabilirsiniz. Şunu da söylemekte fayda var: Bir arkadaşımdan öğrendiğime göre Çinliler’e göre yemek masaları çok kirli kabul edilirmiş. Dolayısıyla çubukları bir kez masaya bıraktıklarında, bir daha kullanmazlarmış.

İyi restoranlarda İngilizce menü mevcut. Hatta birçok restoranda da karşılaştım. Öncelikle sokakta ayaküstü yenen bir yemekle restoranda yenilen yemeği birbirinden ayırmak gerekiyor. Çin’de geleneksel bir akşam yemeği bir kase pirinç veya bir kase çorba işe başlıyor. Ucuz restoranlarda çorbayı ağzınıza dayayıp, içindekileri çubuklar yardımıyla ağzınıza yollamanızı yadırgamıyorlar. Bu şekilde çorba içen bir sürü insan gördüm, pek de hoş bir görüntü değil, özellikle de ses çıkardıklarında. Yemeğin yanında sıcak veya soğuk yeşil çay benzeri bir çay getiriyorlar. Sabah kahvaltılarında da, öğle yemeklerinde de. Ayrıca bir içecek isterseniz, onu da ayrıca getiriyorlar. Sigara içilmeyen bir alanda değilseniz, her yerde sigara içebiliyorsunuz. Biz, orada tanıştığım bir arkadaşımla güzel bir Çin restoranına öğle yemeğine gittik. Yemekler set halinde geliyordu: Yani bir ana yemek, bir çorba, bir küçük tabak sebze ve bir küçük tabak meyve. Tüm bunlar ise ortalama 25 yuan tutuyordu. (= 2.5 euro) Çıkarken de bahşiş bırakmadık (Bizim kabalığımzdan değil, arkadaşım bırakılmadığını söyledi.. Hiçbir zaman çorba içmediğim için, yorum yapamayacağım; fakat yediğimiz soslu patlıcan kızartması yanında pirinç yemeği, hem bol hem de çok lezzetliydi. Hatta Çin yemekleri hakkında fikrimi değiştirmeme de neden oldu.

Bir akşam yemeğinde Çin yemeklerinin çoğunu tatma olanağı buldum. Ancak, sadece domuz eti çermeyenleri. Türkiye’den geldiğim için beni Müslüman masasına oturtmuşlardı. Yemekler ortada dönebilen ve Lazy Susan denen bir sehpa üzerine konuluyor. Siz tabakları bitirdikçe yeni tabaklar getiriyorlar. Aşağıda ilk gelen yemekleri görüyorsunuz. Diğer tabaklar nazaran bu ilk gelenler bayağı moral bozucuydu gerçekten. Orta kısımdaki soslar hep duruyor. Genelde yemekleri sadece haşlayıp getiriyorlar; dolayısıyla sos kullanmak gerekebiliyor. Resimde görülen horoz buna bir örnekti. Horozu kemikleriyle birlikte haşlayıp, dilimleyip getirmişlerdi. Çok özel bir yemekmiş, çünkü hiç bir baharat veyas sos kullanılmadan yapılıyormuş.

Elimi sürmeye korktuğum bir diğer yemek ise, biber turşulu haşlanmış tavuk bacağı. Başka bir tabakta ördek ayağı, bir diğerinde ise dana damarı yemeği de vardı. Evet doğru duydunuz!  Bana kalsa her birinin ayrı ayrı fotoğrafını çekerdim, ama utandım. Bunlar bir Türk için oldukça zorlayıcı yemekler olsa da, gerçekten çok lezzetli balıklar, tatlı ve pembe renkli börekler, haşlanmış deniz ürünleri salatası, bildiğimiz çay yapraklarının kızartılmış haliyle ikram edilen karidesler gibi şahane yemekler de mevcuttu.

Güzel restoranlarda yemekleri sergiliyorlar. Bir bölümde canlı hayvanlar, diğer bir bölümde kızartılmış büyük hayvanlar ve tabak içinde ikram edilen yemekler. Restoran girişinde sizi karşılayan kibar ve hoş giyimli kızlar görülmekte. Yemek sonunda, ki en az 30 ayrı tabak yemek gelmişti, bitiremediğiniz yemekleri paketleyip götürmemizi teklif ettiler. Adet buymuş. Biz o kadar çok yemiştik ki, yanımıza almak istemedik. Belki de ince olmalarının sebebi tatlı alışkanlıklarının olmayışı diye düşündüm. Tatlı olarak meyve yiyorlar; ki meyve de genellikle kavun ve karpuz. 30 tabak yemeğin içinde tek tatlı olan şey yoğurtlu meyve salatası ve havuç ve elma harcı ile kızartılmış börek idi.

Bir kere de Mc Donalds’da yedim, büyük Mc Chicken menü fiyatı 18 yuandı (1.8 euro). İnsan tavuk dışında pek başka şey denemek istemiyor. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim,;burada yediğimiz Çin yemeklerinin gerçek Çin yemekleriyle gerçekten pek bir alakası yok.

Gerçekten acıktığınızda ve son yediğiniz lezzetli yemeği düşünüp ağzınız sulandığında, daha fazla yiyeceğinizi sanırsınız değil mi? Hayır! Eğer kadınsanız, öyle olmayabilir.

Physiology & Behavior dergisinde yer alan son bir makaleye göre, son yediğiniz yemeği kafanızda ne kadar büyük ve lezzetli olarak hayal ederseniz, atıştırma isteğiniz o derece az oluyor. Bir akademisyen olarak,  endeksli bir dergide basılan bir makaleden alındığı için, konu ilgimi çekti.

Araştırmacılar bir grup kadının bir kısmından son yedikleri yemeği ayrıntılarıyla anlatmalarını isteyip, diğer kısımdan istememişler. Yemeği ayrıntılarıyla anlatan grup, atıştırmak için sunulan kurabiyelerden çok daha az yemiş.

Yani; “Öğlen rahat bir tavuk yemişimdir.” veya “O kadar büyük ve lezzetli bir makarna yedim ki, iki gün birşey yiyemeyeceğim herhalde.” benzeri cümleler duyarsanız, bilin ki bunu diyenler daha az atıştırmaya çalışıyorlar:)

Optimist yayınlarının çıkardığı “Gıdalar Hakkındaki Gerçekler” adlı kitap dün elime ulaştı. Orijinal adı: The Truth about Food. Geçen gün bahsettiğim Yemekler ve Gerçekler belgeselinin her bir bölümüne denk gelen 6 bölümden oluşuyor.

- “Nasıl sağlıklı olunur?”
- “Nasıl ince olunur?”
- “Çocukları nasıl beslemeli?”
- “Nasıl seksi olunur?”
- “En iyi olmak”
- “Nasıl genç ve güzel kalınır?”

Biz bu başlıklı kitap bölümlerini, gazete makalelerini okumaya çok alıştık, özellikle son yıllarda. Sağlıkla ilgili okuduğumuz hemen hemen her yazı benzer şeyleri söylüyor. Ancak bu kitaptaki bilgiler daha farklı sunulmuş. Belki yazarının (Jill Fullerton-Smith) Amerikalı olmasından, belki araştırmayı BBC’nin hazırlatmış olmasından kaynaklanıyor. Artık günde en az iki kere duymaya alıştığımız; “Haftada 3 kere balık yememiz lazım.” veya “Her gün 1 avuç fındık-ceviz-badem tüketmelisiniz.”den çok daha fazlasını içeriyor.

Kitabı okudukça, ilginç gelen bilgileri size de aktaracağım. İşte size po