web stats script

HAFiF TARiFLER

Kalori değerleri ile birlikte verilmiş hafif ve yaratıcı yemek tarifleri     

Hafif bilgiler kategorisinde kayıtlı postları görüyorsunuz.

'Hafif bilgiler' kategorisinde nelerimiz var?

Biraz da magazin… Seren Serengil bir süredir yaptığı diyet sonrası, gayet hoş bir şekilde çıktı karşımıza. Akabinde, kiloları nasıl verdiğiyle ilgili demeçler vermeye başladı. Önce gazlı içecekleri ve şekeri kesip, hergün yürüyüş yaparak 8 kilo verdiğini, ardından da son 45 günde Osman Müftüoğlu’nun Bodrum’daki otelinde 12 kilo daha verdiği demeçleri.  Hatta otele gider gitmez çok kısa bir sürede 4 kilo verip, gaza geldiğiyle ilgili de bir cümlesi var. Tebrik ve takdir eder, formunu uzun süre korumasını dilerim. Severim kendisini; komik ve sevimli bulurum.

Gelelim benim dikkatimi celbeden mevzuya… Seren Serengil’in yaptığı bu açıklamalarla, Osman Müftüoğlu‘nun aynı gazetede hızlı kilo vermemeyi öğütlediği yazısı aynı hafta yer buldu. Müftüoğlu, haftada 0.5 ila 1 kilo arası vermenin sağlıklı olduğunu, aksi halde vücutta ciddi hasarlar olabileceğini buyurmuş.

Peki sorarım:

- 45 günde 12 kilo vermek (75 kilo civarı bir kadın için) hızlı kilo vermek sayılmaz mı?
- Eğer Osman Müftüoğlu, Bodrum’daki tatil köyünde haftada 0.5 kg – 1 kg arası vermeyi vaadetseydi, orası dolar mıydı?
- Kendi tatil köyünde bir haftada verilen 2 kilo sağlıklı ama evde verilen 2 kilo sağlıksız mı?

Neyin ne olduğu apaçık ortada da; bu iki demeç aynı hafta içinde, aynı gazete ekinde yayınlanmasaymış bari….

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

Folik asit, aynı zamanda B9 vitamini, folacin veya folate olarak da biliniyor. Folik asidin, vücutla ilgili bir çok önemli görevi var. Folik asit; DNA sentezinde, DNA’nın onarımında ve folat içeren diğer reaksiyonlarda görevli. Özellikle hücre bölünmesinde ve büyümesinde etkili. Çocuklar da, yetişkinler de, kırmızı kan hücresi üretmek ve kansızlıktan kurtulmak için folik aside ihtiyaç duyuyorlar. Latince folium, yani yaprak, kelimesinden geliyor. Dolayısıyla yeşil yapraklı bitkilerde bol miktarda bulunuyor. Hamilelik döneminde folik asit alımı çok önemli; çünkü eksikliği bebekte çok ciddi sorunlara neden olabiliyor. Zaten doktorlar, anne adaylarını folik asit ve ne kadar alınması gerektiğiyle ilgili mutlaka uyarıyorlardır.

Genel kaynaklarda, hamileler için günde 400 μg folik asit öneriliyor, ama bu kesinlikle bir öneri değil aman diyeyim. Size zaten hekiminiz ne kadar almanız gerektiğini söyleyecektir.

- Beyaz uzun taneli pirinç, 185 gram, 716 μg
- Beyaz un, 125 gram, 364 μg
- Hindi (her cinsi, tuzsuz), 145 gram, 486 μg
- Tavuk (her cinsi, tuzsuz), 145 gram, 373 μg
- Mercimek (haşlanmış, pişmiş, tuzsuz) , 198 gram, 358 μg
- Portakal suyu, 213 gram, 330 μg
- Barbunya (haşlanmış, pişmiş, tuzsuz), 171 gram, 294 μg
- Nohut (haşlanmış, pişmiş, tuzsuz), 164 gram, 282 μg
- Bamya (donmuş, pişmiş, haşlanmış, tuzsuz), 184 gram, 269 μg
- Ispanak (haşlanmış, pişmiş, tuzsuz),180 gram, 263 μg
- Meksika fasulyesi (haşlanmış, pişmiş, tuzsuz),172 gram, 256 μg
- Kuşkonmaz (donmuş, haşlanmış, pişmiş, tuzsuz), 180 gram, 243 μg
- Ekmek kırıntısı, 120 gram, 226 μg
- Corn Flakes,28 gram, 222 μg
- Kırmızı et (her cinsi), 85 gram, 221 μg
- Noodle (yumurtalı, haşlanmış), 160 gram, 221 μg
- Soya fasulyesi (haşlanmış, pişmiş, tuzsuz), 180 gram, 200 μg
- Çubuk kraker, 60 gram, 172 μg
- Kuru fasulye (haşlanmış, pişmiş, tuzsuz), 262 gram, 170 μg
- Brokoli (haşlanmış, pişmiş, tuzsuz), 156 gram, 168 μg
- Spagetti (haşlanmış, tuzsuz), 140 gram, 167 μg
- Brüksel lahanası (haşlanmış, pişmiş, tuzsuz),  155 gram, 157 μg
- Göbek salata, 1 baş, 539 gram, 156 μg

Çok ayrıntılı ve güvenilir bir liste isterseniz, buraya bakabilirsiniz. Ben yukarıda, en çok kullandıklarımızı büyükten küçüğe doğru özetledim. Ayrıca yukarıdaki besinlerin ölçüsü genelde “1 cup“. Yani, biraz ufak bir su bardağı. O yüzden her birinin gram olarak ölçüleri farklı farklı.

Ayrıca hangi besinde, ne kadar yağ, protein, karbonhidrat, şeker, magnezyum, çinko, bakır, A vitamini, vs. olduğunu öğrenmek için, buradaki listelere bakabilirsiniz.

li (haşlanmış, pişmiş, tuzsuz), 156 gram, 168 μg

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

Beşiktaş veya Ortaköy merkeze yürüme mesafesinde, bildiğiniz yoga ve pilates merkezleri var mı? Peki ya özel ders verenler? Önerilerinizi bekliyorum…

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark
23.Temmuz.2010

Efe Yaş Üzüm ailesi, bir meze yarışması düzenliyor. Birinciye 10.000 TL, ikinciye 5.000 TL, üçüncüye ise 3.000 TL ödül var. Hiç fena değil. Ama son katılma tarihi 30 Temmuz! Keşke daha erkenden haberimiz olsaydı… Geçen senelerde yapılan mezelerle bir video hazırlamışlar. Öyle güzel ve değişik mezeler gözüküyor ki; insanın gözü korkuyor:)

Katılım şartlarıyla ilgili tüm ayrıntılar burada.

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

TuzBİBER dergisinin Haziran sayısı için hazırladığım yazı aynen şöyleydi:

Larousse Gastronomique‘te, hindistan cevizi yağı (kopra) ile ilgili aynen şöyle yazıyor: “Hindistan cevizinin kabuğu soyulduktan sonra güneşte kurutulan, doğranan ve yağı çıkarılmak üzere preslenmeye hazır hale getirilen içi. Sabun sanayinde uzun zamandır kullanılan kopra yağı, acılığını gidermenin yolu bulunduğundan beri gıda alanına da girdi. Uzun süre salanabilmesi ve nötr tadı sayesinde, Végétaline, Cocose, Cocliner gibi birçok değişik ad altında, bitkisel yağ olarak satılmaktadır.”

Hindistan cevizi yağı (HCY), mükemmel bir pişirme ve kızartma yağı; çünkü buharlaşma sıcaklığı 180 derece. HCY’nın %92.1′si doymuş yağ asitlerinden (Ama hemen panik yapmayın, çünkü faydası zararından fazla!), %6.2′si tekli doymamış yağ asitlerinden, %1.6′sı ise çoklu doymamış yağ asitlerinden oluşuyor. Bu açıdan, HCY’nın doymuş yağ grubundan olduğunu söyleyebiliriz. Ancak içindeki vitamin, mineral ve antioksidanların vücuda faydası da yadsınamayacak gibi. Hindistan cevizi yağı, tereyağ ile ikame edebileceğiniz bir yağ çeşidi, zaten üzerinde de aynen böyle yazıyor. Dolayısıyla, ne kadar tereyağ yiyorsanız, o kadar HCY yemenizde fayda var. İçinde faydalı vitaminler olsa da, doymuş bir yağ olduğunu unutmayalım.

HCY’nın saçlar, cilt, stres yönetimi, kolestrol seviyesi, kilo kaybı, bağışıklık sistemi, sindirim, kalp sağlığı, yüksek tansiyon, böbrek sorunları, diş sağlığı , diyabet ve kemik sağlığı üzerine olumlu etkileri olduğu söyleniyor. Bu olumlu etkilerin kökeninde, hindistan cevizinin içerdiği lauric acid, capric acid ve caprylic acid yanında,  hindistan cevizinin antimikrobiyal, antioksidan, antimantar ve antibakteriyel özellikleri olduğu söyleniyor.

Vücudumuz lauric asidi nasıl kullanır?

İnsan vücudu, lauric asidi, monolaurine çeviriyor. Monolaurin ise, uçuk, grip ve hatta AIDS’e sebep olan bakteri ve virüslere karşı giriştiği savaşla tanınıyor. Birçok virüs ve bakteriye karşı müthiş bir savaşçı olan hindistan cevizinin, savaş yöntemi henüz bulunamamış. Ancak bu özellikleriyle, geleneksel Hint alternatif tıp sistemi olan Ayurveda’da çok sıklıkla kullanılıyor.

HCY’nın faydalarından biri saçlarımıza. HCY, saçları besleyen en önemli doğal ürünlerden biri. Saçların  hem uzamasına, hem de parlamasına faydası oluyor. Saç diplerine düzenli olarak hindistan cevizi yağı ile yapılan masaj sayesinde, kepeklerden kurtulmamız mümkün. Hindistan’da, saç ürünlerinde bolca kullanılıyormuş zaten. Saç için yaptığımız badem yağlı maskeler gibi, hindistan cevizi yağıyla saç diplerimize masaj yapıp, üzerini bir streç filmle sarıp, ister 3-4 saat, ister bütün gece yatabiliriz.

Bir diğer faydası cildimize. HCY, mükemmel bir masaj yağı olarak kabul ediliyor. Her tür cilt için, çok iyi bir nemlendirici. Şu videoda (YouTube), güzel ciltli bir kız yağın nimetlerinden bahsediyor. HCY’nı eritip, boş bir burun damlası kutusuna koymuş. Yağı, makyaj çıkarıcı olarak kullanıyormuş. Damlalık yardımıyla, parmağına bir iki damla yağ alıp, göz çevresini siliyomuş. Eyeliner’ı silmek için, yağı bir kulak pamuğuna damlatıyormuş. Ayrıca yağın, eller ve yüzü, özellikle kışın, çok iyi nemlendirdiğini söylüyor. Besleyici özelliğinden faydalanmak için, rimelinin içine de bir iki damla damlatmış. Ayrıca, yine aynı damlalıkla tırnak diplerimize damlatarak, yumuşamaları için masaj yapabilirmişiz. Yine bir diğer kaynakta okuduğuma göre, HCY vücutta oluşan çatlaklarla mücadele etmede de oldukça iyiymiş. Hamilelik döneminde, karın bölgesine masaj yapmak için örneğin…

Hindistan cevizi yağının rahatlatıcı özelliğiyle, şakaklara yapılan masajla yorgunluğumuzu ve stresimizi azaltabiliriz.

Yaşla birlikte artan, kahverengi cilt lekeleri için de HCY öneriliyor.

Doymuş yağ yönünden zengin olan HCY’nın, kalp üzerine nasıl olumlu etki yaptığı tartışılan bir konu elbette. Ancak olumlu etkisi olduğu da gözardı edilemiyor. Uzmanlar, bunu %50 oranında içerdiği lauric aside bağlıyorlar. Lauric asidin ise, yüksek tansiyon ve yüksek kolestrole iyi geldiği ispatlanmış. Doymuş yağ olmasına rağmen, kötü kolestrol seviyesini (LDL) arttırmıyor.

HCY, kolay sindirilebilmesi, tiroit sisteminin işleyişine olumlu etkileri sayesinde kilo vermede de etkili. Pankreas üzerindeki gerilimi azaltıp, daha fazla kalori yakımına olanak verdiğinden, metabolizmanın hızlanması yönünde de etkili olduğu söyleniyor. Tropikal bölgelerde yaşayan ve her gün hindistan cevizi yiyen insanların; genelde kilolu ve obez olmaması da bu açıdan bakıldığında şaşırtıcı değil.

Yukarıda da bahsettiğimiz yağ asitleri sayesinde, HCY’nın bağışıklık sistemini güçlendirdiği de gösterilmiş. Ayrıca enfeksiyonlu bölge üzerine sürüldüğünde, yaraları tozdan, havadan, mantardan, virüs ve bakterilerden koruyan bir kalkan oluşturduğu biliniyor. Bu aşıdan, özellikle yaraların hızlı iyileşmesinde çok etkili olduğu söyleniyor.

HCY, insülin salınımında ve kan şekerinin kontrol altında tutulmasında da etkili. Kandaki şekerin, etkin bir biçimde kullanılmasını sağlayarak, diyabet riskini de azaltıyor. İçerdiği kalsiyum, magnesyum gibi önemli mineraller sayesinde, hem kemik hem de diş sağlığını iyi yönde etkiliyor. Ayrıca diş çürüklerini önleyici etkisi olduğu da söylenenler arasında.

HCY, özellikle atletler ve vücut geliştiriciler arasında da çok tercih edilen bir yağ imiş. Sebepleri arasında, diğer yağlara kıyasla daha az kalori içermesi ve yağın kolay bir şekilde enerjiye çevrilebilmesi (dolayısıyla vücutta  ve damarlarda daha zor birikmesi) sayılıyor.

Kaynaklar: OrganicFacts, CoconutOil

Ben bir süredir arıyordum bu yağı. Geçen gün bir organik markette karşıma çıkınca, kaptım bir tane. (Benim aldığım bu.) Kokusu mis gibi hindistan cevizi kokusu. Eklediğiniz şeye, kokusunu da katıyor. Buzdolabında saklıyorum şimdilik, tereyağından biraz daha katı bir kıvamda. Ama oda sıcaklığında, neredeyse sıvı oluyor. Aslında teorik olarak sıvı yağ gibi olması gerekiyormuş, ama benimki o kadar da su gibi olmuyor açıkçası.

Kızarmış ekmeğin üzerine sürüp yedik, çok lezizdi. Pilava henüz eklemedim, ama çok güzel olduğunu duydum. Asıl haftasonu yaptığım muzlu keke ekledim; çok yakıştı. Aşağıdaki tarifi bir kere mutlaka deneyin; hele çocukların bayılacağına eminim. (Hindistan cevizi yağı yerine tereyağ kullanarak da keki yapabilirsiniz elbette.)

Cevizli Muzlu Kek

Malzemeler:

- 3 büyük veya 5 yerli olgun muz
- 40 gram erimiş tereyağı
- 40 gram erimiş hindistan cevizi yağı
- 1 su bardağı şeker
- 1 yumurta
- 1 paket vanilin
- 1 çay kaşığı karbonat
- Bir çimdik tuz
- 1.5 su bardağından 1 parmak eksik tam buğday unu
- Yarım su bardağı iri kıyılmış ceviz parçası

Muzları çatalla ezerek püre yapın. İçine erimiş yağları ekleyip karıştırın. (Tahta kaşık kullanabilirsiniz.) Ardından içine şekeri, vanilini ve yumurtayı ekleyip, karıştırmaya devam edin. Karbonat ve tuzu da ekleyin. En son da ceviz parçalarını ekleyip, iyice karıştırın. Yağlanmış kek kalıbına dökün. Önceden ısıtılmış 175 derece fırında 50 dakika pişirin. Kekin rengi koyu oluyor; hem muz kullandığımızdan, hem de tam buğday unundan dolayı. Ilınınca üzerine pudra şekeri serpebilirsiniz.

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark
9.Temmuz.2010

Doktoramı bitirdikten sonraki ilk tatilimi, bir hafta Las Vegas’ta geçireceğim. Orada yine boş durmam muhtemelen; size ilginç birşeyler bulabilme amacıyla etrafı bol bol kolaçan ederim. Dönüşte görüşmek üzere, sağlıcakla kalın:)

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

TuzBİBER Dergisinin son sayısı için tıklayınız.

TuzBİBER dergisinin Temmuz sayısı çıktı. pdf olarak indirmek isterseniz, buradan yapabilirsiniz. Keyifli okumalar…

(Özellikle Suudi Arabistan – Riyad’da hayat nasıl? Neler giyiyorlar? Nerelere gidiyorlar? Neler yasak? gibi konuları içeren bir yazı, benim çok ilgimi çekti. Arabistan’daki yaşam biçimini öğrenmiş oluyorsunuz.)

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

Mısır şurubu (corn syrup), özellikle Amerika, Meksika ve Kanada’da çok kullanılan bir besin tipi. Mısır şurubu, mısır ve darıdan elde ediliyor ve büyük bir kısmı glikoz; yani şeker. Mısır şurubu, yiyeceklere yumuşak bir kıvam ve doku versin, hacmini arttırsın, şekerin kristalize olmasını engellesin ve aroma eklesin diye kullanılıyor. Mısır şurubu, yüksek fruktozlu mısır şurubundan (high fructose corn syrup) farklı. Yüksek fruktozlu mısır şurubu, mısır şurubunun da işlenmiş hali. Bu şekilde, içindeki früktoz oranı daha da arttırılmış; dolayısıyla daha da tatlı. Glikoz şurubu ise, mısır şurubu ile eşanlamlı kullanılıyor. Mısır şurubu aslen mısırın nişastasından elde ediliyor.

Çok iyi bilinen birşey var: Şeker insanın kilo almasındaki en büyük etken. Ve sanmayın ki mısır nişastası sadece şekerli ürünler içinde kullanılıyor. Aksine, hazır ve işlenmiş ürünlerin çoğunda mevcut. Mesela tavuk nuggetlar, kahvaltılık gevrekler, baharat karışımları, içecekler, vs. Özellikle Amerika’da, paket içinde satılan hazır ve işlenmiş yemekler çok daha fazla olduğu için, Amerikalılar mısır şurubunu daha fazla tüketiyorlar.

Mısır nişastası ve mısır şurubu ile ilgili bildiklerimi çevremle paylaşırken, ukalalık yaptığım düşünüldü çoğu zaman. Oysa, yabancı yayınları takip ettiğimden ve Amerika’da bu işlerle ilgili bir arkadaşımın paylaştıklarından; GDO’dan da, pastanelerde bolca kullanılan glikoz şuruplarından da daha erken haberim oldu.

Şimdi bakın, Osman Müftüoğlu Pazar günkü yazısında neler yazmış:

“Yüksek fruktozlu mısır şurubu son yıllarda en yaygın kullanılan şeker kaynaklarından biri haline geldi. Fruktoz şurubunun kullanımı arttıkça, kilo sorunu da global bir tehlikeye dönüştü. Fruktoz şurubu normal şekere oranla daha ucuz. Bu nedenle gazlı-kolalı meşrubatlardan paketlenmiş atıştırmalara, baklavalardan dışarıdan aldığınız sütlü tatlıların önemli bir bölümüne ve hatta reçellere kadar pek çok gıdaya bu yeni şeker ekleniyor. Fruktoz şurubundaki şeker kana çok hızlı karışıyor. Kendinizi kısa bir süre sonra aç hissetmenize yol açan bazı hormonal ve kimyasal sistemleri tetikliyor. Bunların en önemlisi ve en tehlikelisi de insülin salgısının çok ama çok artması. Artan insülin salgısı kanınızda şeker dalgalanmalarına yol açıyor. Beyninize, daha fazla yemeniz ve yağ hücrelerinizde daha çok yağ depolamanız yönünde talimatlar gönderiyor. Son yılların en etkili diyeti olan düşük glisemik yüklü beslenmenin en önemli noktalarından biri, fruktoz şurubu içeren yiyecek ve içeceklerden uzak durmak. Bunun yolu da meşrubatların, gazlı-kolalı içeceklerin, abur cubur atıştırmaların etiketlerini okumaktan geçiyor. Kısacası, etiket okumak çok önemli bir nokta.”

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark
25.Haziran.2010

Geçen Kit Kat postu için şöyle bir bakınırken, bir sürü Kit Kat çeşidi olduğunu gördüm:

Yeşil Çaylı Kit Kat:

Ananaslı Kit Kat:

Kivili Kit Kat:

Portakallı Kit Kat:

Vanilyalı Kit Kat:

Çilekli Kit Kat:

Bu arada ben Nestle olsam,  GIA için iyi birşeyler düşünürüm valla:) İsteseler bu kadar reklam yapamazlardı herhalde…

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark
24.Haziran.2010

Bu da bir resim olarak bana gelen bir e-mail. Resimdeki çılgın adamın kim olduğunu bilmiyorum; ama kendisine saygı duyduğum kesin:) Bu dev Kit Kat’ı yapabilmek için gerekenler: Bir sürü çikolata, koca bir tekne ve küp şeklinde kakaolu gofretler.

Kocaman tekneye, erimiş çikolata döküyorsunuz. Çikolatanın üzerine, küp şeklindeki gofretleri dizmeye başlıyorsunuz. Dizdikten sonra, gofretlerin üzerine kalan çikolatayı da döküyorsunuz.

Ardından, buzdolabınızda büyük bir yer açıyorsunuz ve Kit Kat’ı yerleştiriyorsunuz. Donduktan sonra, 1 aylık Kit Kat’ınız hazır!

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

Ben köfte harcına, ufalanmış bayat ekmek yerine, etimek koyuyorum. Annem de öyle yapıyor çünkü. Eşim de bu işe çok şaşırıyor. Bugün dedi ki: “Bence bu sizin uydurmanız, kimse köfteye etimek koymuyordur.” Ben de kesin birilerinin bu işi yaptığını savundum. Şimdi bir anket başlatıyorum; hem de köfte konusunda bir kamuoyu yoklaması olur:

Köfte harcına ne koyuyorsunuz sevgili okuyucularım?

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

Eti Cin, küçüklüğümüzün bisküvisi. O kadar çok sayıda meraklısı var ki. Eti, Eti Cin’leri küçük boy halinde paketleyip satmaya başladı biliyorsunuz. Tabii bisküvisi fazlalaştı, portakal jöleli kısmı azaldı. Ve gerçek Eti Cin meraklılarının hoşuna gitmedi bu durum, hem de hiç. Önce Cengiz Semercioğlu‘ndan duydum, sonra da Eti Cin manyağı bir arkadaşımdan.

Eti’ye duyrulur…  Saygılarımla.

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark
17.Mayıs.2010

İyi Beslenme İyi Gelecek projesini belki televizonlardan duymuşsunuzdur; ben de ilk defa projenin yüzü olan Hülya Koçyiğit‘ten dinlemiştim. Geçtiğimiz hafta, daha yetkili ağızlardan da dinleme şansım oldu ve bazı yönleriyle beni çok etkiledi.

TOÇEV, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sana birleşerek böyle bir işe girişmişler. İlk önce Karadeniz’de, Sinop’tan başlamışlar. Ellerinde, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan aldıkları yardıma muhtaç çocukların listesiyle, aileleri bizzat kendi evlerinde ziyaret etmişler. Çocukların gerçekten yardıma muhtaç olup olmadıklarını kontrol etmişler. Sinop sonrası, yollarına Kastamonu ve Çankırı diye devam etmişler. Hedefleri büyük, sırayla tüm Türkiye’deki illere yayılmak.

Peki ne yapıyorlar?

Öncelikle beni de dehşete düşüren bir sayı var ortada: Türkiye’de toplam 5.3 milyon çocuk, alması gereken besinleri alamıyor; iyi beslenemiyor. Bunun suçlusu ilk olarak tabii ki maddi durumlarının yetersizliği. Ama bunun kadar önemli olan başka birşey de, gerekli bilince sahip olmamaları. Örneğin, kahvaltının çok önemli bir öğün olduğu, bir çocuğun karnı aç bir şekilde okula gönderildiğinde konsantrasyonunu toplayamayacağı, dolayısıyla derslerde tam başarı sağlayamayacağı bilinmiyor. Öncelikle bunun eğitimini veriyorlarmış. Bölgedeki aileleri toplayıp; akıllarındaki her türlü soruyu sorabilecekleri bir ortam hazırlıyorlarmış. Sadece beslenme soruları için diyetisyen değil, çocukların sorunları için pedagog da hazır bulunuyormuş.

Belirlenen çocuklara aylık gıda paketleri veriliyormuş. Projenin maddi desteği Sana‘ya ait. Gıda paketinin içinde, Sana ürünleri başta olmak üzere, peynir, süt, mercimek, bulgur gibi; çocukların büyümesinde gerekli bazı besinler de oluyormuş. Ayrıca, bu besinlerle nasıl yemekler yapabilecekleri de anlatılıyormuş. Örneğin mercimekli bulgur pilavı tarifi gibi. Amaç çok daha fazla ilde, çok daha fazla sayıda çocuğa bu paketleri ulaştırabilmek.

Biz neler yapabiliriz?

Şu aşamada, projenin finansal kısmını Sana karşılıyor. Bizim yapabileceğimiz tek şey, Türkiye çapında çok sayıda miniğin yeterli beslenemediğinin farkında olmak. Çocukların bir günde ihtiyaç duydukları kalori miktarı, yetişkinlere oranla çok daha yüksek. Biz burada yediklerimizin kalorisini azaltmak için türlü çabalar içindeyken, bu çocuklarımız almaları gereken kalori miktarını bile tamamlayamıyorlar. Başka yapabileceğimiz şey ise, bu projeden çevremizi haberdar etmek. İleride gönüllü anne olarak, Türkiye’yi gezip, çocuklarla birerbir ilgilenebilirsiniz. Belki ileride halkın da maddi katkısını almak isterlerse; siz de bir çocuğa 1 aylık, 3 aylık veya 1 yıllık gıda paketi yardımı yapabilirsiniz.

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

Daha önce annemler gittiklerinde getirmişlerdi bize: Kırmızı pul biber, biber salçası, nar ekşisi. Biz her birini çok sevdik, hele pul biberi. Dolayısıyla ben de gittiğimde, bu ürünleri bulup almak istedim. HATAŞ‘ın satış yerlerinden birisi havaalanı yolunda, araba gerektiriyor. Ama şehir içinde de var. Balıkçılar Çarşısı’nı solunuza alıp, biraz ilerledikten sonra göreceksiniz ufak bir dükkanı. Karşı tarafında da kaçakçılar çarşısı var, sorunca gösterirler size. Ben tatlı biber salçası, pul biber, nar ekşisi ve pilavlık bulgurunu kullanıyorum ve çok memnunum. Dükkanda sizinle ilgilenen Mehmet Duman bey. Tabii bu alınanları taşımak çok sorun olduğundan, kargo ile yolluyorlar. Biz, birçok kişiye de aldığımız için 20 kiloluk bir koli oldu. PTT Kargo ile 20 TL ek vererek kapımıza kadar getirttik. Bitince telefon ile sipariş vermeyi düşünüyorum. Fiyatlar da hatırladığım kadarıyla şöyle:  Yarım kilo pul biber 6 TL, 2.2 kilo biber salçası 13 TL, 1 kilo nar ekşisi 19 TL gibi.  Cam şişe olunca 1 TL ek koyuyorlar üzerine. Bittiklerinde, telefonla sipariş vereceğim. (0 326 225 05 00, açık adres: Yavuz Sultan Selim Cad. Balıkçılar Çarşısı Yanı, Antakya)

Satıcıdan ve yerli birinden öğrendiğim kadarıyla: Bu biberlere bohşin deniyormuş. Yaklaşık 30 cm boyunda, iri, etli kırmızı biberler. Bunlar güneş altında kurutuluyorlarmış. Babamın konuştuğu bir köylü, bir kişinin günde ortalama 5 tane biber yediğini söylemiş. Köyde, yer gök bu biberlerdenmiş. Satıcının dediğine göre, Urfa biberi, yani isotun elde edildiği biberin kurutulma biçimi de farklıymış. Öncelikle, Urfa biberi daha ufakmış ve iki naylon arasına koyup güneş altında kurutuyorlarmış. Bu açıdan bakıldığında, bohşinin daha sağlıklı olduğu kanısını getirdik. (Not: Bu arada satıcı biberi bokşin diye söylüyordu, ama ben Internet’te arayınca Antakya’da Bohşin adlı bir köy olduğunu gördüm. Muhtemelen bohşini, bokşin anladığıma kanaat getirdim. Bilenler bizi aydınlatsınlar lütfen.)

Antakya ile ilgili diğer gezi notları:

- Antakya Gezi Notları – 1
- Antakya Gezi Notları – 2
- Antakya’da neler yenilebilir? – 1
- Antakya Gezi Notları – 3
- Antakya’da neler yenilebilir? – 2
- Hatay’da Harbiye şelaleleri- Künefe Dosyası
- Antakya’da HATAŞ ürünleri

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

TuzBİBER dergisinin Mayıs sayısı çıktı. pdf olarak indirmek isterseniz, buradan yapabilirsiniz. Keyifli okumalar…

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

Her ne kadar fast food’dan kaçsak da, birgün kendimizi orada bulabiliriz. O yüzden yiyecekleri tanımakta ve ne kadar kalori içerdiklerini bilmekte fayda var. Tabii ürünlerin kalori değerlerinin yüksekliği, zararlarının sadece bir boyutu. İşte onlardan birkaçı:

- 1 adet McDonald’s hamburgerdeki kalori değeri: 250 kkal
- 1 adet McDonald’s tavuklu burgerdeki kalori değeri: 270 kkal
- 1 adet McDonald’s Big Mac’deki kalori değeri: 480 kkal
- 1 adet McDonald’s McChicken’daki kalori değeri: 440 kkal
- 6 adet Chicken McNuggets’daki kalori değeri: 310 kkal
- Orta boy patates kızartmasındaki kalori değri: 280 kkal
- Büyük boy patates kızartmasındaki kalori değeri: 390 kkal
- 1 külah dondurmadaki kalori değeri: 142 kkal
- 1 adet Bonibon’lu McFlurry’nin kalori değeri: 322 kkal
- 1 adet ızgara tavuklu salatanın kalori değeri: 206 kkal
- 1 adet ızgara tavuklu sandviçin kalori değeri: 401 kkal
- 1 adet Akdeniz salatanın kalori değeri: 129 kkal
- 1 adet elmalı tatlıdaki kalori değeri: 290 kkal
- 10′lu çıtır soğanın kalori değeri: 257 kkal
- 250 ml kolanın kalori değeri: 113 kkal

Super Size Me adlı film, fast food’un insan bedeni üzerindeki kötü etkilerini özetleyen bir belgesel. Filmdeki (resimdeki) adam, hatırladığım kadarıyla bir ay boyunca, sadece McDonald’s ürünleriyle besleniyor ve periyodik olarak sağlık kontrolünden geçiyor. Aldığı kilo, diğer sağlık sorunlarının yanında hiçbir şey. Kolestrolü artıyor, bir sürü kan değeri kötüleşiyor, kendini deli gibi yorgun hissediyor, vs. İzlemediyseniz, bulup izleyin.

Yine, gıdalara eklenen bir katkı maddesi olan Monosodyum Glutamat (MSG)‘la ilgili bir yazıyı burada bulabilirsiniz.

Related Posts with Thumbnails
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark