hafif tarif

kalorileri ile birlikte verilmiş resimli yemek tarifleri

Gezi notları kategorisinde kayıtlı postları görüyorsunuz.

'Gezi notları' kategorisinde nelerimiz var?

13.Eylül.2010

Fotoğraf Amerika’da yaşayan bir okuyucumuzdan geldi… Chicago usulü pizzaya, deep-dish pizza veya stuffed pizza da deniyormuş. Bildiğimiz hemzemin pizzalardan farkı, kenarlarının yüksek bir şekilde bırakılması. Böylece içerisi tabak gibi oluyor ve bol malzeme koyuyorlar. Kenarları ve tabanı ince bir hamurdan yapılıyor, ama içinde çok fazla peynir ve domates sosu bulunuyor.

Fotoğraftaki pizzayı Giordano’s ‘da yemişler… Bizde de, kenar hamurlarının içine peynir koymaya başlayan pizzacılar var bildiğim kadarıyla; ama bu kadar peynirlisini hiç görmemiştim. Fotoğraftaki pizza 1-2 kişilik diye geçiyormuş; ama okuyucumun dediğine göre rahat 3-4 kişiyi doyururmuş. Zaten o kadar peynirli 2 dilim yedikten sonra, şişip kalıyormuşsunuz. Tabii lezzeti gayet güzelmiş. Bu pizzanın adım adım yapılışı için buraya bir göz atın. Ekmek hamuru ile pizza tarifi için de, buradan buyurun.

9 yorum Dünya mutfağı, Gezi notları

Geçen haftalarda bir Amerika seyahati gerçekleştirdiğimden bahsetmiştim. Gidişimiz çok meşakatli oldu. Sabah 11.20′de Chicago uçağımız vardı. Seyahat öncesi kendisini uyku tutmayan annem sayesinde 6′da ayaktaydım. Havaalanına olması gerektiğinden de erken ulaşma sevdalısı eşim sayesinde de 8 Havaş’ındaki yerlerimizdeydik. Havaalanındaki THY bankosuna ulaştığımızda, uçağın 5 saat rötar yaptığını söyledi bankocu hanım. Ve sanki çok doğal bir soruymuş gibi, “Eee napayım, vereyim mi???” Sanki Beşiktaş’tan Kadıköy’e geçiyoruz. Sanki uçak rötar yaptı diye Amerika’ya gitmekten vazgeçip, eve döneceğiz; sağlık olsun başka zaman deneriz diyeceğiz. “E vereceksin tabii biletleri!!!“  Nasıl bir lakayıtlık, hiç anlaşılmaz!!! Ne sebebi söylendi 5 saatlik rötarın, ne de bir kere “kusura bakmayın” denildi.

Uçağa bindik, havalanmamız 1 saat sürdü. Ve sayın pilot, bir kere ağzını açıp da, “Ey yolcular toplam 6 saatlik rötar yaptık, çünkü bıdıbıdıbıdı; aktarmalarınızı kaçırdığınızdan dolayı kusura bakmayın.” demedi. (Bir sonraki rötarı dönüşte, Las Vegas – Chicago arası United Airlines uçuşunda yaşadık; tam 1 saat. Hosteslerden biri hastalanmış, yedek hostesi evinden çağırmışlar. En az 6 kere anons edildi: Özür dileriz, hostes hastalandı, şimdi yolda, özür dileriz…. Uçağa bindik, pilot güzel ve sempatik bir şekilde açıklamasını yapıp, özür diledi. Dolayısıyla kimsede bir asabiyet olmadı.) Neyse, biz saat 15.20′ye kadar havaalanında takıldık. Bunun üzerine 12.5 saat de uçuş süresi eklendi.

Tabii rötar yüzünden, bağlantı uçuşumuzu da kaçırdık. Bir sürü konuşma, sıra bekleme, vs. sonrası, THY tarafından havaalanı yakınlarında bir otele yerleştirildik. Yolda da hiç uyuyamamış olmanın tesiriyle deli gibi bitkin ve açtık. Otelde nevar ne yok kolaçan edecek halimiz de yoktu; odaya birşeyler isteyelim istedik. O saatte istenebilecek tek şey bir sandviçti; seçeneklerimiz de tavuk, domuz ve angustu. Herkesin gözleri parladı; angusu denemek için iyi bir fırsat olduğunu düşünerek. İlk izlenimler, danadan bir farkı olmadığı yönündeydi; hem de hemen hemen hiç.

Sonraki deneyim ise, McDonalds’da eşimin sandvicinden 2 koca ısırık almamla oldu. Geçen gece angusu sevdiğinden olsa gerek, Grand Canyon yolunda girdiğimiz McDonalds’da Angus Burger yemeyi seçti. Zaten sandviç başlı başına had safhada lezzetli gözüküyordu. Ben yine ette bir değişiklik farketmedim; gayet lezzetli bir hamburger köftesiydi. Şimdi biraz bakınayım Internet’te derken, gördüm ki Angus Burger diyet açısından bir kabusmuş. Resimdeki burger, ki bu eşimin yediği, tam 750 kkal! İçinde 23 gram yağ var. (Sanırım her bir ısırığım ortalama 80 kkal:)) İçine peynir, mantar, pastırma eklendiği değişik çeşitleri de varmış. Kalori değeri 790 kkl’ye kadar ulaşıyor. Ama çok lezzetliydi gerçekten; itiraf ediyorum:) Dokuzuncu Bulut da, angusla ilgili güzel bir yazı yazmış; onu da mutlaka okuyun.

Uzun lafın kısası: Angusu denedim, birşey olmadı:)

10 yorum Dünya mutfağı, Gezi notları
3.Haziran.2010

Baştan söyleyeyim; ben Antakya’da sadece dört gün geçirdim. Gitmeden önce yöreyle ilgili araştırdım, sordum soruşturdum; oradayken de yerlilerin fikirlerini aldım. İddiam bu kadar…

Künefe hepimizin de bildiği gibi, iki kat kadayıf arasına özel tuzsuz bir peynir konularak hazırlanıyor. Kadayıf ateş üzerinde pişirildikten sonra, üzerine de şerbeti veriliyor. Tabii Antakya’ya gittiğinizde, herşeyin bu kadar basit olmadığını görüyorsunuz. Antakya’da onlarca, belki yüzlerce künefeci var ve söylenene göre her birinin de kendine özel künefesi var. Örneğin biri kadayıfını fazla tutuyor, biri peynirini, biri yağını, biri şerbetini, biri şerbetteki şeker oranını, biri pişirme biçimini… Şurada anlaşalım: Bizim yediğimiz künefelerle, Antakya’dakiler kesinlikle aynı değil. Bence ilk göze çarpan şey, Antakya’da yedikleriminizin içinde daha fazla olan peynir oranı. Bizim yediklerimizde peynir belli belirsiz olur; oysa orada yediklerimizde neredeyse yarım santimlik bir peynir tabakası mevcut.

Daha önce annemler ve arkadaşları gezmeye gittiklerinde, sanırım biraz da kaldıkları yere yakın olmasından dolayı, Harika Künefe‘de çok künefe yediklerinden bahsetmişlerdi. Biz de ilk deneyimimizi Harika Künefe’de yaptık. Aynı dükkanda döğme Maraş dondurması da satılıyordu. Üzerine dondurma ekleyeyim mi diyen garsona, ekle bakalım dedik. Kocaman bir dilim künefe, üzerinde ince bir dilim dondurma ile geldi. Dondurma kendi çapında gayet güzel; ama ben kesinlikle künefeye yakıştıramadım. Eşimle beraber yeriz diye aldığımız bir porsiyonun çok büyük bir kısmı, künefe sevmeyen eşimin iki çatal alıp bırakmasından sonra bana kaldı. Ben de hepsini bitiremedim ve kendimce keyiflendim; “Heh heh, demek artık tatlı yeme kapasitem bu kadar düştü.” diyerek:) Sonraki günlerde bunun bir asparagas olduğunu gördük. Harika’nın künefesi, diğerleriyle kıyaslayınca bana bayağı şekerli geldi.

Bir daha yemeyeyim bari derken, eh bir de en çok bahsi geçen Kral Künefe‘de de deneyeyim dedim. Eşim bu sefer baştan resti çekip, ben yemeyeceğim dedi. Olsun dedim, ben az da olsa yiyeceğim ve okuyucularımı aydınlatacağım:) Hep dediğim gibi, herşey sizin için sevgili okurlarım. Bir baktım, benim tatlı yeme kapasitem gayet yerinde! Kral’ın künefesinin şeker oranı bana daha uygundu; bence tam kıvamındaydı. Ayrıca, bahsettiğim yerlerde, künefeler tepsi içinden dilimlenerek tabağa konuluyor ve şerbeti tabaktayken konuyor. Dolayısıyla, şerbetini istediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz. Mesela az şerbetli seviyorsanız, az koydurursunuz.

Bir yerden daha bahsedeceğim: Çınaraltı Künefe, Yusuf Usta’nın Yeri. Uzun Çarşı’nın içinde, Ayakkabıcılar Çarşısı’nın girişinde bir cami var. Camiinin avlusunda yer alıyor. Zaten avlu, kendi çapında çok hoş bir yer. Tam oturup çay içmelik. Yusuf Usta’nın özelliği, künefeyi odun ateşi üzerinde pişiriyor olması. Çevire çevire, altının közünü yelleye yelleye, yani yavaş yavaş pişiriyor. Bir tarafı pişince, koca künefeyi omlet çevirir gibi çeviriveriyor havada. Mutlaka onu da denemeniz lazım. Orada otururken, yan masaya Türk bir turist grubu geldi, İstanbullu olduklarını anladık konuşmalarından. Sekiz kişi künefe istediler. 15-20 dakika beklemeleri gerektiği söylendi onlara, çünkü künefeyi taze pişmiş sunacaklardı. Aaaa, oooo, mırın kırın ettiler. Oysa ben olsam balıklama atlardım; yeni pişmiş sımsıcak yemenin tadı başka nede olabilir? Sonra, söylenmeleri devam etti. E burada bu kadar turist var, neden bir iki tepsi daha kurmuyorlar ki dükkanın önüne? Cık cık cık… Sonra elindeki kartonla ateşi harlayan ustaya taktılar: Ne diye kendini bu kadar yoruyor ki, ayakla çalıştırılan körükler var? Ah dedim, işte elimizde ne var ne yoksa körelten zihniyet. Bırakın, bazı şeyler olduğu gibi kalsın, teknoloji katılmasın içine, yavaş yavaş pişsin, bir seferde tek tepsi olsun siz sıranızı bekleyin. Süpermarketlerde dondurma dolaplarında satılan hazır künefeler mi istiyorsunuz, buyrun oradan alın çarçabuk!

Bunun dışında, deneyemediğim ama çok methedilen Harbiye’nin künefesiydi. Harbiye, Antakya merkeze yaklaşık 7-8 km uzaklıkta bir mesire yeri. Kömür ateşinde pişen tavuklarıyla ve künfesiyle ünlü. Harbiye’nin künefesindeki kadayıf oranı daha fazlaymış. Bizim Harbiye’de yemek yediğimiz mekanda, künefe en az iki porsiyon olarak sunulduğu için ben yiyemedim; çok ziyan olacaktı. Ama aklımda kalmadı değil:)

İşte böyle… Güzel şeyler kilo aldırıyor, Murphy kanunlarından biri… O yüzden dilediğimiz gibi yiyeyemesek de, yine de Antakya’da künefe yemenin keyfine vardık. Darısı hepinizin başına….

Antakya ile ilgili diğer gezi notları:

- Antakya Gezi Notları – 1
- Antakya Gezi Notları – 2
- Antakya’da neler yenilebilir? – 1
- Antakya Gezi Notları – 3
- Antakya’da neler yenilebilir? – 2
- Hatay’da Harbiye şelaleleri
- Antakya’da HATAŞ ürünleri

13 yorum Gezi notları, Yöresel lezzetler