web stats script

hafif tarif   

kalori değerleri ile birlikte verilmiş hafif, yaratıcı ve resimli yemek tarifleri               

Gezi Notları kategorisinde kayıtlı postları görüyorsunuz.

EkleBunu RSS Ekle Butonu

ARŞİV

'Gezi Notları' kategorisinde nelerimiz var?

Geçen haftalarda bir Amerika seyahati gerçekleştirdiğimden bahsetmiştim. Gidişimiz çok meşakatli oldu. Sabah 11.20′de Chicago uçağımız vardı. Seyahat öncesi kendisini uyku tutmayan annem sayesinde 6′da ayaktaydım. Havaalanına olması gerektiğinden de erken ulaşma sevdalısı eşim sayesinde de 8 Havaş’ındaki yerlerimizdeydik. Havaalanındaki THY bankosuna ulaştığımızda, uçağın 5 saat rötar yaptığını söyledi bankocu hanım. Ve sanki çok doğal bir soruymuş gibi, “Eee napayım, vereyim mi???” Sanki Beşiktaş’tan Kadıköy’e geçiyoruz. Sanki uçak rötar yaptı diye Amerika’ya gitmekten vazgeçip, eve döneceğiz; sağlık olsun başka zaman deneriz diyeceğiz. “E vereceksin tabii biletleri!!!“  Nasıl bir lakayıtlık, hiç anlaşılmaz!!! Ne sebebi söylendi 5 saatlik rötarın, ne de bir kere “kusura bakmayın” denildi.

Uçağa bindik, havalanmamız 1 saat sürdü. Ve sayın pilot, bir kere ağzını açıp da, “Ey yolcular toplam 6 saatlik rötar yaptık, çünkü bıdıbıdıbıdı; aktarmalarınızı kaçırdığınızdan dolayı kusura bakmayın.” demedi. (Bir sonraki rötarı dönüşte, Las Vegas – Chicago arası United Airlines uçuşunda yaşadık; tam 1 saat. Hosteslerden biri hastalanmış, yedek hostesi evinden çağırmışlar. En az 6 kere anons edildi: Özür dileriz, hostes hastalandı, şimdi yolda, özür dileriz…. Uçağa bindik, pilot güzel ve sempatik bir şekilde açıklamasını yapıp, özür diledi. Dolayısıyla kimsede bir asabiyet olmadı.) Neyse, biz saat 15.20′ye kadar havaalanında takıldık. Bunun üzerine 12.5 saat de uçuş süresi eklendi.

Tabii rötar yüzünden, bağlantı uçuşumuzu da kaçırdık. Bir sürü konuşma, sıra bekleme, vs. sonrası, THY tarafından havaalanı yakınlarında bir otele yerleştirildik. Yolda da hiç uyuyamamış olmanın tesiriyle deli gibi bitkin ve açtık. Otelde nevar ne yok kolaçan edecek halimiz de yoktu; odaya birşeyler isteyelim istedik. O saatte istenebilecek tek şey bir sandviçti; seçeneklerimiz de tavuk, domuz ve angustu. Herkesin gözleri parladı; angusu denemek için iyi bir fırsat olduğunu düşünerek. İlk izlenimler, danadan bir farkı olmadığı yönündeydi; hem de hemen hemen hiç.

Sonraki deneyim ise, McDonalds’da eşimin sandvicinden 2 koca ısırık almamla oldu. Geçen gece angusu sevdiğinden olsa gerek, Grand Canyon yolunda girdiğimiz McDonalds’da Angus Burger yemeyi seçti. Zaten sandviç başlı başına had safhada lezzetli gözüküyordu. Ben yine ette bir değişiklik farketmedim; gayet lezzetli bir hamburger köftesiydi. Şimdi biraz bakınayım Internet’te derken, gördüm ki Angus Burger diyet açısından bir kabusmuş. Resimdeki burger, ki bu eşimin yediği, tam 750 kkal! İçinde 23 gram yağ var. (Sanırım her bir ısırığım ortalama 80 kkal:)) İçine peynir, mantar, pastırma eklendiği değişik çeşitleri de varmış. Kalori değeri 790 kkl’ye kadar ulaşıyor. Ama çok lezzetliydi gerçekten; itiraf ediyorum:) Dokuzuncu Bulut da, angusla ilgili güzel bir yazı yazmış; onu da mutlaka okuyun.

Uzun lafın kısası: Angusu denedim, birşey olmadı:)

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark
3.Haziran.2010

Baştan söyleyeyim; ben Antakya’da sadece dört gün geçirdim. Gitmeden önce yöreyle ilgili araştırdım, sordum soruşturdum; oradayken de yerlilerin fikirlerini aldım. İddiam bu kadar…

Künefe hepimizin de bildiği gibi, iki kat kadayıf arasına özel tuzsuz bir peynir konularak hazırlanıyor. Kadayıf ateş üzerinde pişirildikten sonra, üzerine de şerbeti veriliyor. Tabii Antakya’ya gittiğinizde, herşeyin bu kadar basit olmadığını görüyorsunuz. Antakya’da onlarca, belki yüzlerce künefeci var ve söylenene göre her birinin de kendine özel künefesi var. Örneğin biri kadayıfını fazla tutuyor, biri peynirini, biri yağını, biri şerbetini, biri şerbetteki şeker oranını, biri pişirme biçimini… Şurada anlaşalım: Bizim yediğimiz künefelerle, Antakya’dakiler kesinlikle aynı değil. Bence ilk göze çarpan şey, Antakya’da yedikleriminizin içinde daha fazla olan peynir oranı. Bizim yediklerimizde peynir belli belirsiz olur; oysa orada yediklerimizde neredeyse yarım santimlik bir peynir tabakası mevcut.

Daha önce annemler ve arkadaşları gezmeye gittiklerinde, sanırım biraz da kaldıkları yere yakın olmasından dolayı, Harika Künefe‘de çok künefe yediklerinden bahsetmişlerdi. Biz de ilk deneyimimizi Harika Künefe’de yaptık. Aynı dükkanda döğme Maraş dondurması da satılıyordu. Üzerine dondurma ekleyeyim mi diyen garsona, ekle bakalım dedik. Kocaman bir dilim künefe, üzerinde ince bir dilim dondurma ile geldi. Dondurma kendi çapında gayet güzel; ama ben kesinlikle künefeye yakıştıramadım. Eşimle beraber yeriz diye aldığımız bir porsiyonun çok büyük bir kısmı, künefe sevmeyen eşimin iki çatal alıp bırakmasından sonra bana kaldı. Ben de hepsini bitiremedim ve kendimce keyiflendim; “Heh heh, demek artık tatlı yeme kapasitem bu kadar düştü.” diyerek:) Sonraki günlerde bunun bir asparagas olduğunu gördük. Harika’nın künefesi, diğerleriyle kıyaslayınca bana bayağı şekerli geldi.

Bir daha yemeyeyim bari derken, eh bir de en çok bahsi geçen Kral Künefe‘de de deneyeyim dedim. Eşim bu sefer baştan resti çekip, ben yemeyeceğim dedi. Olsun dedim, ben az da olsa yiyeceğim ve okuyucularımı aydınlatacağım:) Hep dediğim gibi, herşey sizin için sevgili okurlarım. Bir baktım, benim tatlı yeme kapasitem gayet yerinde! Kral’ın künefesinin şeker oranı bana daha uygundu; bence tam kıvamındaydı. Ayrıca, bahsettiğim yerlerde, künefeler tepsi içinden dilimlenerek tabağa konuluyor ve şerbeti tabaktayken konuyor. Dolayısıyla, şerbetini istediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz. Mesela az şerbetli seviyorsanız, az koydurursunuz.

Bir yerden daha bahsedeceğim: Çınaraltı Künefe, Yusuf Usta’nın Yeri. Uzun Çarşı’nın içinde, Ayakkabıcılar Çarşısı’nın girişinde bir cami var. Camiinin avlusunda yer alıyor. Zaten avlu, kendi çapında çok hoş bir yer. Tam oturup çay içmelik. Yusuf Usta’nın özelliği, künefeyi odun ateşi üzerinde pişiriyor olması. Çevire çevire, altının közünü yelleye yelleye, yani yavaş yavaş pişiriyor. Bir tarafı pişince, koca künefeyi omlet çevirir gibi çeviriveriyor havada. Mutlaka onu da denemeniz lazım. Orada otururken, yan masaya Türk bir turist grubu geldi, İstanbullu olduklarını anladık konuşmalarından. Sekiz kişi künefe istediler. 15-20 dakika beklemeleri gerektiği söylendi onlara, çünkü künefeyi taze pişmiş sunacaklardı. Aaaa, oooo, mırın kırın ettiler. Oysa ben olsam balıklama atlardım; yeni pişmiş sımsıcak yemenin tadı başka nede olabilir? Sonra, söylenmeleri devam etti. E burada bu kadar turist var, neden bir iki tepsi daha kurmuyorlar ki dükkanın önüne? Cık cık cık… Sonra elindeki kartonla ateşi harlayan ustaya taktılar: Ne diye kendini bu kadar yoruyor ki, ayakla çalıştırılan körükler var? Ah dedim, işte elimizde ne var ne yoksa körelten zihniyet. Bırakın, bazı şeyler olduğu gibi kalsın, teknoloji katılmasın içine, yavaş yavaş pişsin, bir seferde tek tepsi olsun siz sıranızı bekleyin. Süpermarketlerde dondurma dolaplarında satılan hazır künefeler mi istiyorsunuz, buyrun oradan alın çarçabuk!

Bunun dışında, deneyemediğim ama çok methedilen Harbiye’nin künefesiydi. Harbiye, Antakya merkeze yaklaşık 7-8 km uzaklıkta bir mesire yeri. Kömür ateşinde pişen tavuklarıyla ve künfesiyle ünlü. Harbiye’nin künefesindeki kadayıf oranı daha fazlaymış. Bizim Harbiye’de yemek yediğimiz mekanda, künefe en az iki porsiyon olarak sunulduğu için ben yiyemedim; çok ziyan olacaktı. Ama aklımda kalmadı değil:)

İşte böyle… Güzel şeyler kilo aldırıyor, Murphy kanunlarından biri… O yüzden dilediğimiz gibi yiyeyemesek de, yine de Antakya’da künefe yemenin keyfine vardık. Darısı hepinizin başına….

Antakya ile ilgili diğer gezi notları:

- Antakya Gezi Notları – 1
- Antakya Gezi Notları – 2
- Antakya’da neler yenilebilir? – 1
- Antakya Gezi Notları – 3
- Antakya’da neler yenilebilir? – 2
- Hatay’da Harbiye şelaleleri
- Antakya’da HATAŞ ürünleri

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

Daha önce annemler gittiklerinde getirmişlerdi bize: Kırmızı pul biber, biber salçası, nar ekşisi. Biz her birini çok sevdik, hele pul biberi. Dolayısıyla ben de gittiğimde, bu ürünleri bulup almak istedim. HATAŞ‘ın satış yerlerinden birisi havaalanı yolunda, araba gerektiriyor. Ama şehir içinde de var. Balıkçılar Çarşısı’nı solunuza alıp, biraz ilerledikten sonra göreceksiniz ufak bir dükkanı. Karşı tarafında da kaçakçılar çarşısı var, sorunca gösterirler size. Ben tatlı biber salçası, pul biber, nar ekşisi ve pilavlık bulgurunu kullanıyorum ve çok memnunum. Dükkanda sizinle ilgilenen Mehmet Duman bey. Tabii bu alınanları taşımak çok sorun olduğundan, kargo ile yolluyorlar. Biz, birçok kişiye de aldığımız için 20 kiloluk bir koli oldu. PTT Kargo ile 20 TL ek vererek kapımıza kadar getirttik. Bitince telefon ile sipariş vermeyi düşünüyorum. Fiyatlar da hatırladığım kadarıyla şöyle:  Yarım kilo pul biber 6 TL, 2.2 kilo biber salçası 13 TL, 1 kilo nar ekşisi 19 TL gibi.  Cam şişe olunca 1 TL ek koyuyorlar üzerine. Bittiklerinde, telefonla sipariş vereceğim. (0 326 225 05 00, açık adres: Yavuz Sultan Selim Cad. Balıkçılar Çarşısı Yanı, Antakya)

Satıcıdan ve yerli birinden öğrendiğim kadarıyla: Bu biberlere bohşin deniyormuş. Yaklaşık 30 cm boyunda, iri, etli kırmızı biberler. Bunlar güneş altında kurutuluyorlarmış. Babamın konuştuğu bir köylü, bir kişinin günde ortalama 5 tane biber yediğini söylemiş. Köyde, yer gök bu biberlerdenmiş. Satıcının dediğine göre, Urfa biberi, yani isotun elde edildiği biberin kurutulma biçimi de farklıymış. Öncelikle, Urfa biberi daha ufakmış ve iki naylon arasına koyup güneş altında kurutuyorlarmış. Bu açıdan bakıldığında, bohşinin daha sağlıklı olduğu kanısını getirdik. (Not: Bu arada satıcı biberi bokşin diye söylüyordu, ama ben Internet’te arayınca Antakya’da Bohşin adlı bir köy olduğunu gördüm. Muhtemelen bohşini, bokşin anladığıma kanaat getirdim. Bilenler bizi aydınlatsınlar lütfen.)

Antakya ile ilgili diğer gezi notları:

- Antakya Gezi Notları – 1
- Antakya Gezi Notları – 2
- Antakya’da neler yenilebilir? – 1
- Antakya Gezi Notları – 3
- Antakya’da neler yenilebilir? – 2
- Hatay’da Harbiye şelaleleri- Künefe Dosyası
- Antakya’da HATAŞ ürünleri

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

Harbiye, Antakya merkezine 7-8 km kadar uzaklıkta, mesire yeri olarak kullanılan bir yer. Öyle yeşil ki…

Manavgat şelalesi gibi olmasa da, oldukça çok suyu olan minik şelaleleri var. Şelalelerin çevresine de restoranlar kurulmuş. Meşhur kömür ateşinde pişirilmiş piliç ve üstüne künefe yemeğe gidiliyor. Tarihteki ismi Daphne. Biliyorsunuz Antakya’nın defne sabunu çok meşhur. Hem Antakya’nın içinde, hem de Harbiye’de satılıyorlar. Defne sabunu alırken dikkat etmeniz gereken şu: Sabunlar içlerindeki defne oranına göre fiyatlandırılıyorlar. Örneğin içinde %20 oranında defne olan sabun da var, has defne sabunu da var. Ona dikkat edin, bilinçli olun. (Bize de bir satıcı anlattı.) Ayrıca, Harbiye’de ipekçi dükkanları da var. İpek dokumalı fularlar, kravatlar, kumaşlar veya gömlekler mevcut. Ama herkesin dediği, Samandağ‘daki ipeklerin daha kaliteli olduğu. Samandağ’a da gidecekseniz, oradan almayı tercih edebilirsiniz.

Biz Antakya merkezindeki Habib-i Neccar Camii‘nin önünden kalkan minibüslere bindik. 1.5 TL. Zaten uzun bir yol değil, 15 dakika kadar sürüyor. Harbiye merkezinde bahsettiğim dükkanlar var. Sohbet ettiğimiz bir Antakyalı, bize Kervan Restoran‘ı önermişti. Kervan Restoran, yolun üzerinde büyük, yemyeşil vadiyi yukarıdan gören, kapalı ve temiz bir restoran. Yemekten sonra, size sorarlar meyve mi künefe mi isterseniz diye dedi. Künefe istersiniz dedi. Harbiye’nin künefesi daha farklı oluyormuş, kadayıfı daha fazlaymış ve birçok insan bu tarz künefeyi daha çok seviyormuş. Biz bu tavsiyeleri dinlemeyip, şelalenin dibine inelim dedik.

Aşağı doğru kıvrılan yol üzerinde birçok restoran var. Plastik sandalyeli, çevresindeki sularda ördekler yüzen yerler. Hadi burada oturalım, daha sempatik, gazete de okuruz dedik (Cennet diye bir yer.). Ortaya birkaç tabak meze getireyim mi? diyen garsona, hadi getir bakalım dedik. Humus, babagannuş, soğansız bir çoban salata, yoğurtlu bir meze, biber salçası ve zahter getirdi. Zahter ve babagannuşu bayağı sevdim. Ardından da meşhur piliçten istedik. Bir pilici ikiye bölüp, kömür ateşinde pişiriyorlar. Mangalda tavuk yani. Acayip güzeldi diyemeyeceğim maalesef, fena değildi. Çok övülen bir tavuk olduğu için, beklentilerim büyüktü. Biz belki doğru bir yer tercihi yapamadık. Bir Antakyalı’nın dediğini yapmazsan başına gelecek bu GIA!

Neyse künefe ile keyfimiz yerine gelebilir diyorduk ki, künefeler 2 kişilik tepsilerde yapılıyormuş. Eşim sadece bir çatal alacağından, ben de en fazla 3-4 çatal almayı planladığımdan çok ziyan olacak diye yiyemedik:(  Toplam 50 TL verip çıktık. (Hesabı kontrol etmenizi öneririm.) Ortam güzeldi ama; çevrede ördekler dolaşıyordu, yemyeşil ağaçlar, şırıl şırıl su sesleri arasında sadece çay içmek bile keyifli. (Annemler de Şelale diye bir yerde oturmuşlar, onların da tavuğu önce az pişmiş gelmiş; sonra bir daha pişirtmişler; ama sonuçta memnun kalmışlar.)

Antakya ile ilgili diğer gezi notları:

- Antakya Gezi Notları – 1
- Antakya Gezi Notları – 2
- Antakya’da neler yenilebilir? – 1
- Antakya Gezi Notları – 3
- Antakya’da neler yenilebilir? – 2
- Hatay’da Harbiye şelaleleri
- Künefe Dosyası
- Antakya’da HATAŞ ürünleri

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

Yine önceden duyduğum bir yer de Anadolu Restoran‘dı. Bayağı  büyük bir restoran, iki katlı. Sultan Sofrası’nda yer bulamadığımız akşam, buraya da uğradık. Rezervasyonunuz yoksa alamayız dediler. Hemen karşısında yeni açılan Leban‘ı önerdiler. Eski bir Antakya evini restorana çevirmişler. Sanırım yeni açılmışlar, çok ilgiliydiler. Benim midem çok fena olduğundan (Harbiye’de yediklerim mideme pek yakışmadı.), aşçı tabağı istedim. Çok da memnun kaldım.

Eşim de Leban köfte diye birşey istedi; çok özelliği olmayan bir çeşit ızgara köfteydi; güzeldi.

Anadolu Restoran‘a, önce bir öğlen gittik. Aşur ve firik pilavı denemeyi çok istiyordum; ama yokmuş. Tepsi kebabı yedik. Maalesef fotoğrafı pek net çıkmamış, ama yine de koymak istedim. Gerçekten çok lezzetliydi. Fiyatı 14 TL. Aslında yediğimiz köfteler sanki birbirinin aynı da, pişirilme biçimleri değişik. Ve köfteler gerçekten çok lezzetli, hele de hafif acıdan hoşlamnıyorsanız. Fırında pişmiş bu tabak, sıcak geliyor önünüze. Ağzınız yana yana yiyorsunuz.

Ayrıca, bu restoranın oruğunu daha çok beğendim ben; onu da deneyin derim. Daha çok benziyor içli köfteye; hamuru çok kalın değil. Tabii damak tadına göre değişir.

Tavsiye edilen yemeklerden biri de, kağıt kebabıydı; ama onu yemek kısmet olmadı. Çünkü birgün kapıda birini dürüm yerken gördük. Dürüm seven bir çift olduğumuzdan deneyelim dedik. Adana dürüm, şimdiye kadar yediğim en güzel lezzetlrden biriydi. Pek sofistike değil ama, inanılmaz birşey… Lavaşı çok sıcak ve salça aromalı. Köfte zaten inanılmaz. Bence kesinlikle deneyin.

Yine Anadolu Restoran’da yediğimiz ekşi aşı (analı kızlı)… Ben ilk defa tattım, iyi oldu. Ama bir daha yemem herhalde, sıra gelmez.

Tatlıya gelelim. Zaten iki çeşit tatlı var: İrmik helvası ve künefe. İrmik helvasını denemek istedik. İrmik helvasının içinde bayağı bir peynir var, kıvamı öyle yoğun ki. Fakat porsiyon çok büyüktü.. İki kişilik bile değil, kesinlikle dört kişilik. Çok ziyan oldu. Denenebilir.

Antakya ile ilgili diğer gezi notları:

- Antakya Gezi Notları – 1
- Antakya Gezi Notları – 2
- Antakya’da neler yenilebilir? – 1
- Antakya Gezi Notları – 3
- Antakya’da neler yenilebilir? – 2
- Hatay’da Harbiye şelaleleri
- Künefe Dosyası
- Antakya’da HATAŞ ürünleri

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

Yine Uzun Çarşı’dan bazı fotoğraflar. Künefe için kullanılan tel kadayıflar, sıcak sıcak çıkarılan yassı kadayıflar, salçalı ekmekler ve kasaplar.

Kasaplarda istediğiniz kadar eti gramla alıp, tepside hazırlatıp; yine çarşının içindeki fırınlarda pişirtip yiyebiliyorsunuz. Böyle bir adet var. Hoşuma gitti; bu şekilde hem kasap kazanıyor, hem de fırıncı.

Antakya ile ilgili diğer gezi notları:

- Antakya Gezi Notları – 1
- Antakya Gezi Notları – 2
- Antakya’da neler yenilebilir? – 1
- Antakya Gezi Notları – 3
- Antakya’da neler yenilebilir? – 2
- Hatay’da Harbiye şelaleleri
- Künefe Dosyası
- Antakya’da HATAŞ ürünleri

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

“Hatay’da neler yenir?” gibi iddialı bir soruya cevap vermeyeceğim. O kadar da iddialı değilim. Ancak sorup soruşturup, fikir alıp gittiğimiz ve yediğimiz şeylerden bahsedeceğim. NTV’deki Vedat Milor‘un programında da izledikten sonra Sultan Sofrası‘nda bir öğle yemeği yemeğe karar verdik. Gittiğimizde çok kalabalıktı, bir grup geldi dedi garson. Bahsettiği grup bizdik aslında, bizle aynı uçaktan inen kalabalık:) Mönüde yazan herşey, hergün bulunmuyormuş. Örneğin pilav çeşitleri, sulu et yemekleri, tatlı çeşitleri gibi. Günlere göre mönüde çıkanlar değişiyor. Bir gün akşam 8 gibi uğradık, yemek bitti dediler. Pazar günü de kapalı. İçki de yok. Öğlen ve öğleden sonra saatleri için daha uygun gibi.

Önce oruk dedikleri, biraz kalınca bir içli köfte yedik. Bulgurdan oluşan dış kısmı, standart bir içli köfteden  biraz daha kalın. Ağzınıza daha çok bulgur tadı geliyor. Kaytaz böreği de başka bir ara sıcak. Avuç içi kadar mayalı bir hamurun üzerine; baharatlı, soğanlı, nar ekşili bir kıyma karışımı koyuyorlar. Lezzetli birşey, ancak geldiğinde sıcak değildi. Sonradan öğrendim, zaten sıcak sıcak yenmiyormuş. Pastanedeki minik pizzalar gibi düşünün. Tabii kıymalı birşeyi sıcak yemeyi tercih ederdim.  Aynı şekilde serimsek de soğuktu. Serimsek de, incecik hamurdan yapılan, içi kıymalı bir börek. O da fena değildi, ama sıcak olsa daha olumlu şeyler söyleyebilirdim.

Neyse hep kötü konuşmayayım: Adana kebap istedik. Onların fotoğrafını çekemeden bittiler. Neyse ki, o tabak tamamıyla çok sıcaktı ve çok lezzetliydi. (Sonradan bir kez daha yedik.) Gayet güzel, şiddetle tavsiye edilir.

Tatlı olarak da, kabak tatlısı aldık. Kireçte pişmiş kabağın üzerine tahinli şerbet dökmüşlerdi. O da güzeldi. Kabak tatlısı en sevdiğim birkaç tatlı çeşidinden beri, ama kireçte pişmişini çok az tatmıştım. O yüzden karşılaştırma yapamayacağım, iyi veya kötü diye. Fakat dışı kıtır kıtır, içi yumuşak ve çok iyi pişmişti. Biraz şekerleme gibi geliyor bana kireçte pişirilince. (Sen ne anlarsın kabak tatlısından demeyin lütfen:) Tahinli kabak tatlısını çok severim, ama kireçte pişmeyenini tercih ederim:) İçecek olarak da sadece su içtik. Toplam hesap 29 TL geldi, gayet makul. Bir kere de, sakin bir gün gitmekte fayda var.

Sultan Sofrası’nda, götürmek için nar ekşisi, ceviz reçeli, kabak tatlısı gibi şeyler de satılıyor. Biz de ceviz reçeli aldık. Ama ben size bir yer daha söyleyeceğim alışveriş yapacağını, sabırlı olun.

Antakya ile ilgili diğer gezi notları:

- Antakya Gezi Notları – 1
- Antakya Gezi Notları – 2
- Antakya’da neler yenilebilir? – 1
- Antakya Gezi Notları – 3
- Antakya’da neler yenilebilir? – 2
- Hatay’da Harbiye şelaleleri
- Künefe Dosyası
- Antakya’da HATAŞ ürünleri

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

Gitmenizi tavsiye edebileceğim bir diğer yer de Savon Otel. Zaten otel olarak da çok güzel; ama ayrıca bahçesinde çay içmek için de çok keyifli bir yer. Değişik bir havası var. Fonda Pink Martini falan çalıyor, o da tavsiye edilir.

Savon Otel’in hemen bitişiğinde Verdaa‘nın büyük bir satış yeri var. Defne sabunları, defneli şampuanlar, okaliptüslü şampuanlar, zeytinyağlar, defne yaprakları. Daha ziyade hediyelik şeklinde hazırlamışlar. İşte bahsettiğim konuşma burada yaşandı. Bana doğal defne şampuanı gibi pazarlanmaya çalışılan bir şişe şampuan vardı. Arkasını çevirdim, 5 satır boyunca yazan kimyasal maddelerin listesini gösterdim; herhalde normal şampuana defne katmışsınız dedim. Pek anlamadı ne demek istediğimi. O ısrarla, defnenin faydalarından ve şampuanın saça ne kadar iyi geldiğinden bahsediyor. Tabii geliyordur, mutlaka geliyordur; ama doğal defne şampuanı diye pazarlanması yanlış. Güzel güzel sabunlar alabilirsiniz eşe dosta. Ben şahsen, çarşının içinden aldım iki parça sabun. Pek gösterişli değildi, ama satıcı beni ikna etti içindeki defne oranının çok olduğuna. Zaten hem rengi, hem kokusu diğer sabunlardan çok daha yoğundu. Benim sabunlarım süssüz oldu anlayacağınız:) (Ben iki parçaya 9 TL verdim. Daha ucuzları da var dediğim gibi.)

Antakya’nın ara sokakları da çok keyifli, çok değişik. Mutlaka bulduğunuz dapdar, labirent gibi sokaklara dalın; biraz dolaşın. Nasılsa ana caddeye çıkarsınız. Her yer birbirine çok yakın nasılsa.

Aşağıdaki resimdeki merdivenlere dikkat edin. Kenarları yok, birkaç tane de demir çubuk var ve kız bir iniyor bir çıkıyordu. Doğduklarından itibaren ine çıka alışmışlar herhalde. Biz olsak çocuk düşecek diye o damı kaparız ve kesin bizim çocuklar da o damdan yere düşer zaten. Ama onlar düşmüyor işte.

Şimdi gelelim Uzun Çarşı‘ya. Meşhur Uzun Çarşı. Her tip dükkanı bulabileceğiniz, üzeri kapalı bir çarşı. Künefeciler, ayakkabıcılar, baharatçılar, salçacılar, kasaplar, bıçakçılar, daha neler neler… Zaten bayağı bir vaktinizi orada geçirirsiniz. Mesela kaçak çay alınabilir, defne sabunu alınabilir, Bıçakçı Naim‘e uğrayabilirsiniz. Naim bey bıçakları kendisi yapıyor. Bıçak dışında, kurabiye kalıpları var tahtadan oyulmuş. Ben bir tane aldım. Bıçakların da tanesi 1-1.25 TL civarı. Üçlü set alınca da 4-5 TL oluyor.

Dolma pişirirken ağırlık olarak koymak üzere tasarlanmış ağır kapaklar….

Antakya ile ilgili diğer gezi notları:

- Antakya Gezi Notları – 1
- Antakya Gezi Notları – 2
- Antakya’da neler yenilebilir? – 1
- Antakya Gezi Notları – 3
- Antakya’da neler yenilebilir? – 2
- Hatay’da Harbiye şelaleleri
- Künefe Dosyası
- Antakya’da HATAŞ ürünleri

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark
28.Nisan.2010

Hatay’ın tarihiyle ilgili çok birşey yazmayacağım; o bilgileri her yerde bulabilirsiniz. Ben gezmek için gidenlere yönelik biraz pratik bilgi derlemeyi istedim. Gitmeden önce araştırdım, aradığım gibi ayrıntılı birşey bulamadım. Eh yine iş başa düştü. Daha önce New York için ayrıntılı gezi notları hazırlamıştım. Onlar Kırmızı Baykuş‘ta bulunuyor. Bu sefer, sizin de ilginizi çekebilir diye, tüm gezi notlarını burada yayınlamaya karar verdim. Öncelikle şunu hemen söyleyeyim, ben bir turist gözüyle anlatıyorum. Tabii ki, Antakya yerlilerinin söyleyeceği, düzelteceği tonla şey vardır. Onlardan da katkılarını bekliyorum.

Antakya, Hatay ilinin merkez ilçesi ve Türkiye’nin en güneyindeki il. Antakya’nın ortasından Asi Nehri geçiyor. Yaşayan halk çok çeşitli; farklı dinden farklı ırktan insanlar, son derece yakın bir şekilde içiçe yaşıyorlar. Birbirlerine karşı saygılılar, dolayısıyla birbirlerine karışmıyorlar. Antakya’nın bu açıdan rahat bir şehir olduğunu söyleyebiliriz. Daha uçaktayken bölgenin çok yeşil olduğunu gördüm; ayrıca gördüğüm heryer dümdüzdü. Tam yürümelik veya bisiklete binmelik. Antakya’da, hemen hemen heryer yürüme mesafesinde, ama söylenen şey yürümesini pek sevmedikleri ve herkesin arabasının olduğu. Gereğinden fazla varmış. Gerçekten de havaalanından gelirken sıra sıra tüm markaların servislerini görüyorsunuz. Havaalanından şehir merkezine gelmek için Havaş’ı kullanabilirsiniz. İnen uçakların saatlerine göre ayarlamışlar. Ücreti 9 TL. Yaklaşık 30-35 dakika sürüyor. Dönüşte de, uçak saatinden 2 saat önce arıyorsunuz; sizi indiğiniz yerden alıyorlar.

Size ilk önerim, Atatürk Caddesi üzerindeki, Muammer Ürgen Alanı’nda (Kocaman bir göbek, bir tarafı park, bir tarafında Harika Künefe var.) Turizm Danışma Ofisi‘ne uğramanız. Zaten her yerde oklar da var. Oradaki tatlı bir kız, size harita üzerinde herşeyi anlatıyor; broşürler veriyor.

İlk görülmesi gereken yer çok önemli bir müze: Hatay Arkeoloji Müzesi. Köprü denilen bir meydan var, zaten şehrin turistler için merkezi orası. Tam o göbekte yer alıyor müze. Dünyanın en büyük 2. mozaik müzesi ( en büyüğü Tunus’ta). Giriş 8 TL. Ama Müze Kart‘ınız varsa bedava tabii. Müze Kart’ın ücreti 20 TL ve bu kartla, bir sene boyunca Kültür Bakanlığı’na bağlı tüm müzelere bedava girebiliyorsunuz. Bizim vardı. Bence mutlaka alın. Hatta verdiğiniz paranın hakını vermeyi amaç edinerek, bahaneyle müze gezersiniz. Zaten 2-3 müzede parasını çıkarıyor. Müze çok etkileyici gerçekten. Mozaikler zaten öyle de, ben daha ziyade bulunan kap-kacaklar, vazolar, taraklar, kadınların taktığı küpeler, kolyelerden etkilendim. M.S. 2. ve 3. asırda, yani bundan yaklaşık 1700 sene önce yapılan şeyler insanın ağzını açık bırakıyor. Bugün Paşabahçe Butik’te bakıp, ağzımın sularının aktığı parçaların orijinalleri orada. Paşabahçe’nin gerçek ürünlerden etkilendiğini bizzat görmüş oldum. O ne işçilik, o ne estetik, o ne zevk. İnsanoğlunun sanatta kesinlikle geriye gittiğine inandık. Eskiden bir heykeltraş, belki de birden fazlası, mesela bir lahit yapmak için 15 sene çalışırmış. Oysa günümüzde bu mümkün değil. O heykeltraşın para kazanması lazım, kimse ona 15 sene boyunca o lahitle uğraştığı için para vermez. Ayrıca, çevrede kısa sürede çok para kazanan insanların sayısının ve toplumda gördükleri itibarın artması, sanatçıların da şevkini kırıyor olmalı. Aslında ne acı! Sanat bile fast food olma yolunda bir bakıma. Neyse, ben pek bilgim olmayan konularda çok yorum yapmayayım, sonra kızarlar:)

Fakat bir çift laf daha etmek isterim: Biz müzede olduğumuz sürede, beş ayrı çocuk 1500 yıllık bir höyüğün kapısı için yapılan taştan bir aslanın üzerinde oyun oynadı. Ağzına ellerini sokup, dişlerini zorluyorlardı. Ayrıca bu duvarlardaki mozaiklerin hiçbirinin üzerinde bir koruma yoktu. Bir de lahit var, bahsettiğim oya gibi işlenen lahit. Onun da çevresinde çocuklar koşturuyor ve dönerlerken atların bacaklarından falan destek alıyorlardı. Anne babalar da ağızlarını açıp, çocuklarını uyarmıyorlardı. O bacağın kopması an meselesi, zaten bir parça yapıştırılmış gibi. Ben yurtdışında da müze gezdim. Her biri incecik camla korunuyor böyle eserlerin. Bence ivediyetle, hem her bir mozaiğin üzeri, hem de ortada duran her bir eserin çevresi mat bir camla kaplanmalı. Bu kadar önemli eserlerin, bu kadar elimizin altında olması hiç doğru değil.

Gidilmesi gereken bir başka yer, St. Pierre (St. Peter’s) Kilisesi. Antakya’nın merkezinde, kayaların içine oyulmuş bir mağara aslında. Yürüyerek de gidebilirsiniz, hafif bir yokuşu var. Hıristiyanlar için çok önemliymiş, çünkü dünyanın ilk kiliselerinden biri sayılıyormuş. Bazen ayin, nikah, vaftiz gibi törenler de yapılıyormuş. St. Pierre kilisesi 1983 yılında Hıristiyanlar için hac yeri olarak ilan edilmiş. Bu da Antakya turizmine fayda sağlamış tabii. Her yıl 29 Haziran’da din adamları ve kalabalık bir cemaatin katıldığı bir ayin düzenleniyormuş. Gelen çok oluyormuş. Benim gitmeden önce, ismi ve önemi dışında bir bilgim yoktu ve yarım gün ayırmıştım bu kiliseye. Oysa ziyaret sadece 10 dakika sürdü:) Giriş 8 TL. (Müze Kart sağolsun dedik yine.) Biraz tepede olduğu için, bahçesinden bütün Antakya’ya bir bakış atabiliyorsunuz.

Yine özel bir yer Habib-ı Neccar Camii. Bu camiinin hikayesi de çok ilginç. Camiye ismini veren Habib-ı Neccar, Hz. İsa’nın havarilerine ilk inanan ve bu uğurda can veren bir Ankatyalı.  Müslümanlarca da bir evliya olarak kabul görüyormuş. M.S. 40 yıllarında yaşamış. Bu yapı, Anadolu’daki ilk cami olarak biliniyor. İlk başta Roma tapınağıymış. O zamanlar putlara tapılıyormuş bildiğim kadarıyla. Sonra kilise olmuş, sonra cami olmuş. Arada yine kilise olup, yine cami olmuş diye anlattılar. İçeride Hz. İsa’nın havarilerinden Yunus ve Yahya’nın ve Habib-ı Neccar’ın türbesi var. Yani anlayacağınız, adeta dinler arası hoşgörünün ve dayanışmanın bir simgesi. Biz gittiğimizde Cuma namazı için hazırlanıyorlardı, içeriyi gezmedim.

Bunlar dışında, Antakya’da dinlerin kaynaşmasını gösteren bir mekan daha var. Habib-ı Neccar’ın yakınlarında bir bölgede, bir Ortodoks Kilisesi, bir Katolik Kilisesi, bir Protestan Kilisesi ve bir Ortodoks Kilisesi yer alıyor. Bunları da görebilirsiniz. Yukarıdaki resimde Ortodoks Kilisesi’nin fotoğrafladım.

Antakya ile ilgili diğer gezi notları:

- Antakya Gezi Notları – 1
- Antakya Gezi Notları – 2
- Antakya’da neler yenilebilir? – 1
- Antakya Gezi Notları – 3
- Antakya’da neler yenilebilir? – 2
- Hatay’da Harbiye şelaleleri
- Künefe Dosyası
- Antakya’da HATAŞ ürünleri

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark
26.Nisan.2010

Çoktandır yazmıyorum, sanmayın ki tembelleştim. 23 Nisan’da ufak bir gezi yapalım dedik. Gezi boyunca sizler için çalıştım, ne var ne yok, herşeyi taradım. Şimdi onları toparlıyorum. Pek yakında zengin bir dosya geliyor:) Sadece şöyle bir kopya vereyim:

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

Cajun, Amerika’nın genelde Louisiana bölgesinde yaşayan bir etnik grubun ismi. Kendilerine ait bir mutfakları var. Burada bahsedeceğim, 2005′teki New Orleans seyahatimde aldığım ve çok beğendiğimiz, geçen hafta bittiğinde arkasından pek bir hislendiğimiz cajun baharatı (resimde görülen).

Cajun baharatı, köriye oldukça benzeyen, özellikle tavuğa çok yakışan bir baharat çeşidiydi. Ayrıca biz, tavuğa serpildiğinde, tavuğu yumuşattığına ve pamuk gibi pişirdiğine de inanmıştık. Peki cajun baharatı nelerden oluşuyor? Acaba evde de, böyle bir baharat karışımı yapabilir miyiz? diye bir araştırma yaptım. Ve bir karışım buldum. İşte cajun baharatının bileşenleri:

- 1.5 çay kaşığı toz kırmızı biber (acı olmayan)
- 1 çay kaşığı sarımsak tozu
- Yarım çay kaşığı kırmızı biber (acı)
- 1 çay kaşığı soğan tozu
- 1 çay kaşığı beyaz biber
- 1 çay kaşığı karabiber
- 3 çay kaşığı kuru mercanköşk
- Yarım çay kaşığı kuru kekik

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

Cold Stone bir dondurmacı, ama ne dondurmacı. Çeşit çeşit dondurmaları ve süslemek için kullandıkları besin maddeleri var. Mesela ceviz, fıstık, çilek, muz, Snickers parçaları, fıstık ezmesi, çikolatalı-karamelli-çilekli soslar, çeşit çeşit çikolata parçaları, kurabiyeler, vs. Neyse çok uzatmayayım: İstediğiniz tip dondurmadan koca bir parça alıyorlar ve tezgahın üzerine koyuyorlar. Dondurmanın kıvamı koyu, bizim Maraş dondurması gibi, kendini hemen bırakan cinsten değil. Ellerindeki iki kaşık yardımıyla, dondurmayı biraz düzleştiriyorlar. Üzerine istediğiniz şeylerden ekliyorlar. Mesela yarım muz, biraz ceviz, çikolata sosu, biraz kurabiye parçası… Ardından o kaşıklar sayesinde, dondurmayı tezgahın üzerinde malzemelerle karıştırıyorlar. Ardından ya kaba, ya külaha, ya kase şekli verilmiş külahlara, ya da çikolataya batırılmış külah çeşitlerine koyuyorlar. Böyle birşey olamaz, o kadar söylüyorum:)

Özellikle içine beyaz çikolata, muz ve çilek parçaları konmuş (strawberry banana rendezvous) olan;  browni ve çikolata soslu meşhur chocolate devotion ve fıstık ezmesi, Reese parçaları ve çikolata sosu eklenmiş çeşidi (peanut butter cup perfection) inanılmaz güzel… Kendi karışımınızı kendiniz hazırlayabilirsiniz, ama onların bizler için hazırladığı karışımlara buradan bakabilirsiniz.

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark
1.Temmuz.2009

Bu ay üstüste seyahatlerim oldu. (Resimdeki gibi bir yere gidemedim maalesef.) New York, Paris, birkaç kez Ankara… Genelde kültür gezileri oldu: Bol yürümeli, koşturmacalı, oldukça yorucu ama güzel… Her ne kadar seyahatlerde yanımda yeterli donanım olsa da, internet erişimi oldukça sorun oldu. Bu arada Hafif Tarif de sekteye uğradı tabii. Önümüzdeki hafta da, yurt içinde bir deniz tatili yapma planım var, yine ara vereceğim. 13 Temmuz itibariyle sürprizlerle aranızda olacağım; düzenli okuyucularımdan bir süre izin istiyorum:)

Görüşmek üzere…

Not: New York’la ilgili seyahat notlarımı kardeş blog Kırmızı Baykuş‘ta bulabilirsiniz. Parça parça ekliyorum…

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

Bu postum: “New York’ta nerede cheesecake yenir?” sorusuna bir cevap olabilir. Brooklyn gezimiz sırasında, New York’ta yiyebileceğimiz en güzel cheesecake’lerden birini Junior’s‘da yiyebileceğimiz söylenmişti. Neyse ki, sadece Brooklyn’de değil, times Square’de de bir şubesi varmış. Tadına orada baktık.

Güzeller, ben beğendim. Bizim burada yediklerimize göre peynir tadı daha baskın, ki zaten cheesecake’in özelliği bu. Çilek soslusunun sosu çok yapay ve aşırı şekerli geldi. İçinde çikolata parçaları olan daha bir güzeldi sanki. (Çeşitlere web sitesinden bakabilirsiniz.) Junior’s‘da sadece cheesecake yok, birçok çeşit pasta ve kek de var. Tek dilimlik kutular haline getirmişler. Fiyatlar 6.75$ civarı. İlla gidip orada da yemeyebilirsiniz yani.


  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark

Geçen hafta blogumu biraz ihmal ettiğimi belki farkettiniz. Neden??? Çünkü New York’taydım:) NY gerçekten kendi dinamizmi olan ve ayak uydurması çok zor bir şehir. Bu koşturmaca içinde, sizin için birkaç ilginç şey yakalamaya çalıştım. Yavaş yavaş vereceğim…

Whole Foods, sadece organik ürünlerin satıldığı son derece büyük bir süper market zinciri. Sebzeden meyveye, her türlü et çeşidinden çikolatalara, peynirden kahve çeşitlerine, şampuandan yüz kremlerine, smoothielerden süt ürünlerine aklınıza gelebilecek her türlü ürün var ve hepsi organik veya katkı maddesiz. İlk girdiğimde, güzel ve ışıl ışıl marketleri gezmeyi çok seven biri olarak, çok büyülendim. Bir poz fotoğraf çektim sizler için. Daha neler neler çekecektim, ama izin vermediler:(

Markette sadece paketlenmiş ürünler yok. Kahvaltı, salatalar, soğuk mezeler, yemekler, Hint yemekleri, meyveler, içeren açık büfeler mevcut. Elinize aldığınız, mikrodalgaya da girebilen kaplara istediğiniz çeşitleri doldurup; arkadaki masalı mikrodalgalı bölümde yiyebiliyorsunuz. Biz neredeyse her sabah kahvaltımızı burada yaptık; çok da memnun kaldık. Whole Foods, tam Central Park’ın güneyindeki çıkışında, Columbus Circle’ın içinde yer aldığı için, sabah Central Park’ta koşusunu tamamlamış insanların da kahvaltı için uğradıkları bir yerdi. Normale göre fiyatları çok pahalıymış; ama her öğünü dışarıda yemek durumunda olan turistler için güzel bir seçenek.

Biz geçenlerde veganlardan bahsetmiştik. O kadar çok vegan ürünü vardı ki. Süt, yumurta, yoğurt, peynir içermeyen çeşit çeşit kekler, kurabiyeler, pastalar ve browniler vardı. Tahminimden çok daha fazla vegan varmış NY’ta.

Bakalım New York’u tanıyanlar, orada yaşıyanlar ne yorumlar yapacaklar?

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark
8.Haziran.2009

Hafif Tarif muhabiri Beliz, Hawaii’den bildiriyor:

Hindistan cevizi suyu:

Hawaii’nin temel lezzeti tropikal meyveleri. Taze hindistan cevizi çok yaygın olmasa da, dondurup ikram edildiği yerler var. Serinletici, çok hafif, çok lezzetli, saf suya çok hafif hindistan cevizi aroması ve mayhoşluk katmışsınız gibi…. İçtikten sonra hindistan cevizlerini birbirine vurarak kırıp açmak mümkün; ancak yaş meyvenin içi, kurusu kadar lezzetli değil, biraz yavan. Kırarken çok dikkatli olmak gerekiyor, cevizin kalın kabuğu çok ciddi yaralanmalara sebep olabiliyor.

Daiquiri:

Ayrıca, Hawaii’de yapılabilecek en keyifli şeylerin başında, havuz başında veya geceleri barda yerel müzik eşliğinde daiquiri içmek yer alıyor.

ABD’de sokak, plaj, park gibi kamusal alanlarda içki içmek yasak olduğundan, alkollü kokteyllerin tadına deniz kenarında varmak mümkün değil. Daiquiri; rum, limon suyu, şeker ve bir meyvenin püresi ile yapılıyor. Tabii gerçek meyve kullanmak pahalıya geldiğinden çoğu yerde konsantre veya aroma kullanılıyor. Değişik içkiler katarak yapılan farklı kokteyl çeşitleri de var; bunlara genelde değişik isimler veriliyor: Hula girl, Hawaiian sunburn, …

Resimde yanyana görülen iki daiquiri‘den biri hindistan cevizinden, diğeri ise  passion fruit denilen, bizde tam dengi olmayan greyfurta benzer bir meyveden yapılmış. Havuz kenarındaki daiquiri ananaslı, diğer pembe renkli ise, güneş yanıklarını unutturmayı vaat eden sunburn. Kokteyllerin ortak özelliği, yanlarında kocaman bir ananas dilimi ile servis edilmeleri…

Hawaii’de neler yenir? öğrenmek için, buraya mutlaka göz atın.

Related Posts with Thumbnails
  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Google Reader
  • StumbleUpon
  • Share/Bookmark