hafif tarif

kalorileri ile birlikte verilmiş resimli yemek tarifleri

Gezi notları kategorisinde kayıtlı postları görüyorsunuz.

SON YORUMLAR

'Gezi notları' kategorisinde nelerimiz var?

Erzurum’da birkaç gün içinde yiyebileceklerinizden bahsetmek istiyorum. Az gün olunca, en methedilen yerlere gitmek durumunda kalıyor insan, yoksa kimbilir daha ne güzel yerler vardır. İlk akla gelen cağ kebabı oluyor; yatık döner de dendiği oluyor. Aslı kuzu ile yapılıyormuş, ancak son yıllarda kuzu bulmak zor olduğu için koyunla yapılıyormuş. Erzurum seyahatimizden bir hafta önce, televizyonda Vedat Milor’un programında Erzurum bölümü vardı. Vedat Milor da, cağ kebabını bayağı takdir etmişti. Bence de aynen öyle. Kuzunun veya koyunun bir sürü değişik kısmı, şişe sırayla geçiriliyor. Bildiğimiz döner gibi oluyor. Ancak yatak biçimde, odun ateşi üzerine yerleştiriliyor. Döndüre döndüre pişiriliyor. Böylece bir şişte, koyunun/kuzunun birden fazla yerini aynı anda yemiş oluyorsunuz. Son derece dahiyane bir fikir gerçekten. Hazırlanan etler, bir süre (24 saat) terbiye edilip dinlendiriliyor. Sorup soruşturunca, cağ kebabı için Kadayıfçı Muammer Usta‘nın yerini önerdiler. Terminal caddesinde, oldukça büyük bir dükkan. Öyle temiz ki. Dönerin yapıldığı ocağa yakın oturduk. Mekanın sahibi sürekli dolaşıyordu zaten ve ocağı, ocağın başını sürekli temizletiyordu.

Cağ kebabı şişler halinde getiriyorlar. Birer birer istiyorsunuz. Tanesi 7 TL. Bunun dışında sumakla ovulmuş soğan (süperdi!), salata, közlenmiş biber (sıcak sıcak harikaydı), acılı ezme ve güzel bir yoğurt getiriyorlar. Lavaşın içine sara sara yeniyor. Et gerçekten de çok lezzetliydi. Kekik kekik kokuyordu, mis gibi. (Ki biliyorsunuz etle aram son derece az. Ama aynı zamanda bir gastroturist olarak, böyle özel lezzetleri atlamamaya çalışıyorum.) Eşim su böreği de tatmak istedi, o da güzeldi bol tereyağlı. Üstüne de, asıl meşhur olan kadayıf dolmasından yiyorsunuz elbette. Gerçekten de lezzetliydi; dışı kıtır kıtır, içi yumuşak. Şerbetli tatlı severlerin beğeneceklerine eminim. Ben 2 şiş, eşim 4 şiş kebap yedi. Bir ayran, su böreği, toplam 3 kadayıf dolması 55 TL hesap geldi.  Sular, çaylar ve ortaya getirilen salatalar ikram.

cağ kebabı

kadayıf dolması

cag kebabi

Bir diğer özel yer Eski Erzurum Evleri. Toplam 11 tane eski Erzurum evini birleştirmişler ve bir restoran haline getirmişler. Son derece otantik. Çoğu yer sofrası olmak üzere yemek yenecek köşeler var. Orada da yerel yemekler bulabilmek mümkün. Mesela ekşili yaprak sarma, su böreği, tandır, pestil ve dut çullaması, kadayıf dolması. Ama yemekten ziyade, ortam için gidilebilecek bir yer.

Bir de önerilen Dönerci Hacıbaba vardı. Orası da aynı Muammer Usta’nın yeri gibi kocaman ve pırıl pırıldı. Aynı şekilde servis de çok iyiydi. Orada da sadece döner var. Aynı şekilde ortaya salata ve köz biber geliyor. Döneri lavaşa sarmak usulüyle yiyorsunuz. Bu döner de çok lezzetliydi; mis gibi kekik kokuyordu. Bir de masada reyhan vardı. Dönere çok yakıştığı söyleniyordu, ama bu benim aklıma yemek bitince geldi:)

donerci hacıbaba

kadayıf dolması

Buradaki kadayıf dolmasını da çok beğendi eşim. Toplam 3 porsiyon döner, ortadaki salatalar, 2 kadayıf dolmasına 40 TL hesap verdik. Çok da güzel çay içtik üzerine. Bir diğer takdir ettiğim nokta da, hem Hacıbaba’nın, hem de Muammer Usta’nın, sadece çok iyi yaptıkları ürünleri ikram etmesi. İlk girdiğimde menü sordum örneğin, garson menü olmadığını, zaten sadece kebap, su böreği ve kadayıf dolması olduğunu söyledi. Belki de lezzeti ve kaliteyi hep yukarıda tutmanın sırrı buydu zaten. Başka bir mantık olsa, onlarca masa olan koskoca mekanda daha kalabalık bir menü yaratabilirdi: Izgaralar, sebze yemekleri, çorba ve hatta belki de pizza! Ama o yanlışlığa düşmemişler ve en iyi yaptıkları işi yapıyorlar sadece. Son derece takdir edilesi.

Bir diğer uğradığımız yer de Mado oldu. Kısa konuşayım: Hayal kırıklığı!

4 yorum Gezi notları, Yöresel lezzetler
22.Temmuz.2011

Mooncake (ay keki – ay pastası), şu 30 senelik hayatımda iki farklı ülkede iki kere (hatta bu postu yazdıktan sonra üç oldu) tesadüf ettiğim birşey oldu:) Dolayısıyla, burada yer bulmayı haketti. Çin’de, Mid-Autumn Festival (Sonbahar Ortası Festivali)’i, aynı zamanda Moon Festival (Ay Festivali) olarak da biliniyor. Vietnamlılar da bu festivali kutluyorlar. Çin takvimine göre belirlenmiş bir tarih esas alınıyor ve festival Eylül sonu – Ekim başı gerçekleşiyor. Bu tarih, güneş takvimindeki sonbahar ekinoksunun paralel olduğu tarihmiş. Bizim anlayacağımız dilde: ayın tamamını, yani en yuvarlak halni görebildiğimiz tarih. Bu festivalin geleneksel yiyeceği ise mooncakeler.

Festival boyunca, arkadaşlar birbirlerine bu keklerden verirlermiş, aile toplantılarında bu keklerden yenirmiş. Ben bunları göremedim tabii, ama gittiğim tarihlerin rastgelmesinden ötürü, her yer bu keklerle doluydu. Çin’de gittiğim konferansın gala yemeğinde, hepimizin tabağına paketlenmiş birer tane bırakmışlardı. Koca bir cam kavanozun içi de yine mooncake doluydu. O zaman bu keklerin ne kadar özel olabileceğini farkedememiştim. Singapur’da ise, mooncakelerin harika kutular içinde ve çok yüksek fiyatlara satıldığını gördüm. Yüksek derken, tanesi 15-20 TL civarı. Klasik bir mooncake’in çapı 10 cm ve 4-5 cm kalınlığında. Dıştan sert gözüksede, içinde yumuşak bir dolgu malzemesi var. Genelde lotus tohumu ile yaptıkları bir ezme ile dolduruyorlar. Yanında Çin çayı ile birlikte yiyorlar.

Mooncake, ay pastası

Bir alışveriş merkezinin alt katında, sırf mooncake satan ufak bir pazar alanıyla karşılaştık. Ünlü pastaneler çeşit çeşit yapıp, rengarenk paketlerde satıyorlardı. Hepsinin de önünde tadımlık parçalar vardı. Bir çoğunun içeriğini anlamasam da, siyah fasülye ezmesinden oluşanı farkedebildim. Değişik bir tat, bizim çok alışık olduğumuz gibi değil. Ama formu, kıvamı ve sunumu oldukça güzeldi.

3 yorum Gezi notları

fast food yemek

Fransız Kadınlar Neden Şişmanlamaz?” diye bir kitap çıkmıştı. Fransızların nasıl ince kaldıkları üzerine bir takım iddiaları olan. Ben kitabı okumadım, ama içindeki bir detoks çorbasını iyi biliyorum. 1 kilo pırasayı, su içinde haşlıyorsunuz. Ve 2 gün boyunca onu içiyorsunuz. İsterseniz, içine limon sıkıp, pırasa tanelerini de yiyebilirsiniz. Bir hafta sonu uygulamanız tavsiye ediliyordu, nitekim oldukça zorlayıcı bir 2 gün. Bunun dışında da, eminim ki porsiyonların küçüklüğünden bir yerlerde bahsedilmiştir.

Ben de bir gözlemimden bahsetmek istedim. İrlanda’da Mc Donalds’ta iki gün vakit geçirdim. En civcivli caddede, tam camın kenarında, rahat bir koltuk ve bedava İnternet bulmuştum. O sırada insanların tercihleri de dikkatimi çekti. Öncelikle orta ve büyük seçim menü vardı. XLarge menü yoktu. Çok büyük bir kesim orta boy yiyordu. Orta boy menünün kolası, büyük bir su bardağı boyutundaydı. Amerika’daki büyük seçimlerdeki 25 cm uzunluğundaki bardaklar yoktu bile. Çoğunluk, sadece bir tek sandviç ve yanında bir içecek alıyordu. O sandviçler de avcumun içi kadardı zaten. Listedeki en büyük sandviç Big Mac’ti. Öyle üç köfteli garip şeyler yoktu. Koskoca adamlar, genç erkekler, hepsi avcumun içi kadar sandviçlerle yetiniyorlardı. Tuhaf geldi, burada bir gariplik var dedim:) Fast food’un da adabıyla yenildiğinde, obeziteye neden olmayabileceğini görmüş oldum. Sonuçta iki dilim beyaz ekmek, bir köfte ve biraz ketçap-mayonez.

Aynı şey Starbucks’da veya diğer kahve satan dükkanlarda da geçerliydi. Amerika’da bir porsiyonu 10 cm’lik kareleler halinde satılan, içinde deli gibi yağ ve şeker barındıran fudge’lar, dörtte bir dilim olarak satılıyordu. Yani bir porsiyon, sadece 2 ısırık. Bir kahve ile gayet yeterli bir miktar. Az yiyince zararı da az oluyor tabii.

Buna bağlı olarak ortalıkta kilolu sayısı çok çok azdı. Ben Dublin’den bahsediyorum tabii, İrlanda’nın başkenti, diğer kısımları bilemeyeceğim. Görüğüm kadarıyla bol bol yürünen bir yer, herkesin ayağında babet tipli düz ayakkabılar, hızlı hızlı yürüyorlar. Zaten şehir öyle güzel, temiz ve yeşil ki; yürümek bir zevk. (Hiç bitmeyen yağmur ve rüzgarı söylemiyorum, onlar alışmışlar.) Dolayısıyla, “İrlandalılar Neden Şişmanlamaz?” gibi bir kitap çıkarmaya hiç gerek yok. Cevap belli: Porsiyonları ufak ve az yiyorlar. Zaten İrlanda mutfağı pek de zengin diyemeyeceğim; en azından ben görmedim. Nereye gitsem, et ve yanında püre veya patatesle karşılaştım. Etler genelde lezzetliydi, unla kıvamı koyulaştırılmış suları vardı. Bir de meşhur yahni tipli yemekleri var.

Keşke biz de bu konuda Amerika’yı örnek alacağımıza, Avrupa’yı örnek alsak…

1 yorum Gezi notları