Belçika’da yenilebilecekler listemize atıştırmalıklardan başlayalım. İlk akla gelenler kuşkusuz patates kızartması, bira, waffle ve çikolata. Ama ben buna ayrıca dondurmayı da katmak istiyorum.

Patates kızartması… Frites denilen patates kızartmaları, sanılanın aksine Fransızlar’a ait değil, Belçikalılar’a ait bir lezzetmiş. Belçikalılar’a göre, Amerikan ve Fransız askerleri 1. Dünya Savaşı’nda Belçika’ya geldiklerinde, patates kızartmasını görmüşler ve French fries adıyla ülkelerine götürmüşler; çünkü o dönemde resmi dil Fransızcaymış. Avrupa’da en çok bira tüketilen yer de olduğundan, hemen gözünüzün önüne bira ve patates kızartması yiyebileceğiniz barları getirmeyin. Belçika’daki restoranlarda patates kızarması genellikle bir yan yemek (side dish) olarak sunuluyor; yani ya yediğiniz midyelerin, ya da et çeşitlerinin yanında. Yani sokakta masaları bulunan bir bara oturup, biranızın yanında sadece patates ısmarlayamıyorsunuz. Bunu yapabileceğiniz yer fast food dükkanları. Diğer bir seçeneğiniz ise, külahta 2.40 euro civarına satılan patates kızartmalarını yürürken yemek. Bu külahlar gerçekten oldukça büyük ve doyurucu oluyor. Eğer bitirebilirseniz, yanında birşey yemenize de gerek olmayabilir. Kızartılacak patatesler elde kesiliyorlar ve hafif kalınlar. Özelliklerini ise iki kere kızartılmalarından alıyorlarmış. Patates kızartmasına çok da düşkünlüğü olmayan biri olarak, bunları gerçekten lezzetli buldum. Bir de, her daim taze kızartılmış, dumanı üzerinde getirdikleri için, çok daha iştah açıcı oluyorlar.

Bira… Delirium Cafe, 2500 çeşit birası ve her an en az 200 çeşidi sunulabilecek durumda olmasıyla ünlü. Bu kadar çeşit Belçika birası olsa da, genellikle sunulan 5-6 tip biraydı. Vişne aromalı olan kriek ve açık renkli blanche benim favorilerimdi. Eğer bir anda birden fazla tatmak istiyorsanız, 5 tane ufak bardaktan oluşan ve toplam 500 ml gelen deneme tepsisinden de alabilirsiniz. Resimde gördüğünüz tepsinin fiyatı 7.90 euro idi.
Çikolata… Belçika denince, elbette akla çikolataları geliyor. Brüksel’de, her köşede çikolatacılar vardı. Tanıdıklarımız arasındakiler, Neuhaus, Leonidas ve bilmediğimiz birçok butik. Guylian ve Cote d’Or da yine sıklıkla rastladığımız çikolata markalarıydı.

Bazı butiklerde istediğiniz çikolatalardan almak ve kilo hesabıyla ödemek mümkün, aynı şeker dükkanlarında olduğu gibi. Çikolataların büyük bir çoğunluğunu, değişik içki aromaları içerenler oluşturuyordu. Örneğin Baileys’li, Cointreau’lu, vs. Bir de pralinli olanlardan, yani içerisinde daha yumuşak kremamsı bir içeriği olanlar, çok vardı. Neuhaus’un vitrinlerini calisson dedikleri rengarenk badem ezmeleri kaplıyordu. Tadına bakmadığım için calisson‘larla ilgili yorum yapamayacağım. Çikolatalarla ilgili şahsi görüşlerim şu şekilde: Bunu ciddi bir endüstri haline getirdikleri için, çok fazla marka var. Birçoğu aynı tip, lezzetleri de birbirinin neredeyse aynısı pralinli çikolatalar üretiyor. Bazı markalar ise (mesela Neuhaus), sadece çikolata ile sınırlı kalmayıp, görünümleri çok hoş, meyveli şekerler, badem ezmeleri veya frappucino tarzı içecekler de yapıyorlar. Örneğin Leonidas bir şişe taktığı 5 çileğin üzerine biraz çikolata gezdirip, şişin tanesini 3.5 euro gibi bir fiyata satıyor. Ama bunu öyle estetik, öyle ciddi bir iş yaparmış gibi bir seremoniyle yapıyorlar ki; insan vitrine bakıp hayran kalıyor. Ayrıca resim gibi pastalar yapan butikler de mevcut; aynı Türkiye’de olduğu gibi. Kanaatimce, pralinli çikolatalar bizim ağız tadımıza çok uymuyor. Biz Türkler olarak daha düz, daha hafif olan sütlü çikolataları tercih ettiğimiz için de, çikolata endüstrimiz o yönde çok gelişmiyor. Bu işi ciddi bir endüstri olarak görmediğimizden, çikolata kaplı çilek şişleri satmak gibi hayal gücü gerektirecek adımlar da atmıyoruz. Açıkçası ben, Belçika çikolatalarında bu kadar abartılacak bir özellik göremedim.
Ancaaaaaak… Gerçekten çok güzel bir dondurma yedim ve bunu anlatmadan geçemeyeceğim. Arkadaşlarımız 10 günlüğüne Yeni Zelanda’ya gitmişler ve orada yedikleri Avustralya dondurmasını (Australian Ice Cream) öve öve bitirememişlerdi. Hatta bu süre zarfında 2′şer kilo aldıklarını ama kesinlikle buna değdiğini de eklemişlerdi. Aklımda öyle bir yer etmiş ki, Brüksel’de Avustralya dondurmacısını görünce hemen denemek istedim. Gerçekten de, anlattıkları kadar vardı. İlkinde meyvelilerle başladık, ama çikolatasını tadınca bir daha başka birşey yiyemez olduk. Zaten ben dondurma keşfimden sonra, Belçika çikolatalarının yüzüne bakmaz oldum:)

Yine her köşede görebileceğiniz diğer bir atıştırmalık: Waffle (gaufre). Sonradan öğrendiğime göre bir çok çeşidi varmış; biz Brüksel waffle’ını görmüşüz. Bildiğimiz waffle ancak biraz daha kalın; dolayısıyla bizimkiler gibi ikiye katlanamıyor. Belçikalılar sade yiyorlardı. Üzerine krem şanti, biraz meyve ve çeşitli soslarla hazırlananlar daha çok turistlerin gözdesiydi. Bizim Avustralya dondurmacısı da yapıyordu. Ama ben waffle’dan hoşlanmayan biri olarak denemedim. Sizinle sadece resimleri paylaşabiliyorum. Yiyenlerin gözlerindeki ışıltılar ve çıkardıkları “hmmm, mmm” seslerine bakılacak olursa, bir kere denemekte fayda olabilir. Devletşah sitesinde waffle tariflerine yer vermiş.
Aslında bence yemeklere hiç geçmeden, sadece bu junk foodlarla da yaşanabilir; hatta hayat daha tatlı bile olur. Belçika’nın en ünlü yemeği midye-patates için, Moules / Frites postunu ziyaret edebilirsiniz.
Dünya Mutfağı, Gezi Notları, Hafif bilgiler
Çin’de yemek yemek deyince, önce durup bir düşünmek gerek. Türkiye’de Çin restoranlarında yediğimiz lezzetli tavuk yemeklerinden pay biçerek, “Ben Çin yemeğini çok severim.” demek doğru değilmiş, Şanghay gezimde bunu öğrendim. Bildiğimiz tarz yemeklere sıklıkla rastladığımı söyleyemem.

Yemekler chopstick denen çubuklarla yeniyor. Bu çubukları ilk kullananlar nasıl zorluklarla karşılaşıyorlarsa, Çinliler de batılı restoranlarda bıçak ve çatalı gördüklerinde aynı zorluklarla karşılaşıyorlarmış. Çin’de kullanılan geleneksel çubuklar yuvarlak veya kare hatlı. Japonya’da kullanılanlar ise, ucuna doğru sivrileşiyorlar. Dolayısıyla, Japon tipi çubuklarla yemek çok daha kolay oluyor. Ucuz restoranlarda, çubukları kağıt bir poşet içinde getiriyorlar. Ancak, bu şekilde Çin’de senede 45 milyar çift çubuk harcanmakta olduğundan, Çinli çevreciler bu uygulamadan son derece rahatsızlar. Çubuklarla birini göstermek, çubukları birine karşı tutmak veya çubukları tabaktaki yemeğe (örneğin pirinç) saplayıp, dik bir şekilde durmalarını sağlamak kaba birer davranış olarak algılanıyor. Eğer tabağınızın yanında çubukları koymanız için bir nesne getirilmediyse, tabağınızın yanına koyabilirsiniz. Şunu da söylemekte fayda var: Bir arkadaşımdan öğrendiğime göre Çinliler’e göre yemek masaları çok kirli kabul edilirmiş. Dolayısıyla çubukları bir kez masaya bıraktıklarında, bir daha kullanmazlarmış.

İyi restoranlarda İngilizce menü mevcut. Hatta birçok restoranda da karşılaştım. Öncelikle sokakta ayaküstü yenen bir yemekle restoranda yenilen yemeği birbirinden ayırmak gerekiyor. Çin’de geleneksel bir akşam yemeği bir kase pirinç veya bir kase çorba işe başlıyor. Ucuz restoranlarda çorbayı ağzınıza dayayıp, içindekileri çubuklar yardımıyla ağzınıza yollamanızı yadırgamıyorlar. Bu şekilde çorba içen bir sürü insan gördüm, pek de hoş bir görüntü değil, özellikle de ses çıkardıklarında. Yemeğin yanında sıcak veya soğuk yeşil çay benzeri bir çay getiriyorlar. Sabah kahvaltılarında da, öğle yemeklerinde de. Ayrıca bir içecek isterseniz, onu da ayrıca getiriyorlar. Sigara içilmeyen bir alanda değilseniz, her yerde sigara içebiliyorsunuz. Biz, orada tanıştığım bir arkadaşımla güzel bir Çin restoranına öğle yemeğine gittik. Yemekler set halinde geliyordu: Yani bir ana yemek, bir çorba, bir küçük tabak sebze ve bir küçük tabak meyve. Tüm bunlar ise ortalama 25 yuan tutuyordu. (= 2.5 euro) Çıkarken de bahşiş bırakmadık (Bizim kabalığımzdan değil, arkadaşım bırakılmadığını söyledi.. Hiçbir zaman çorba içmediğim için, yorum yapamayacağım; fakat yediğimiz soslu patlıcan kızartması yanında pirinç yemeği, hem bol hem de çok lezzetliydi. Hatta Çin yemekleri hakkında fikrimi değiştirmeme de neden oldu.

Bir akşam yemeğinde Çin yemeklerinin çoğunu tatma olanağı buldum. Ancak, sadece domuz eti çermeyenleri. Türkiye’den geldiğim için beni Müslüman masasına oturtmuşlardı. Yemekler ortada dönebilen ve Lazy Susan denen bir sehpa üzerine konuluyor. Siz tabakları bitirdikçe yeni tabaklar getiriyorlar. Aşağıda ilk gelen yemekleri görüyorsunuz. Diğer tabaklar nazaran bu ilk gelenler bayağı moral bozucuydu gerçekten. Orta kısımdaki soslar hep duruyor. Genelde yemekleri sadece haşlayıp getiriyorlar; dolayısıyla sos kullanmak gerekebiliyor. Resimde görülen horoz buna bir örnekti. Horozu kemikleriyle birlikte haşlayıp, dilimleyip getirmişlerdi. Çok özel bir yemekmiş, çünkü hiç bir baharat veyas sos kullanılmadan yapılıyormuş.
Elimi sürmeye korktuğum bir diğer yemek ise, biber turşulu haşlanmış tavuk bacağı. Başka bir tabakta ördek ayağı, bir diğerinde ise dana damarı yemeği de vardı. Evet doğru duydunuz! Bana kalsa her birinin ayrı ayrı fotoğrafını çekerdim, ama utandım. Bunlar bir Türk için oldukça zorlayıcı yemekler olsa da, gerçekten çok lezzetli balıklar, tatlı ve pembe renkli börekler, haşlanmış deniz ürünleri salatası, bildiğimiz çay yapraklarının kızartılmış haliyle ikram edilen karidesler gibi şahane yemekler de mevcuttu.

Güzel restoranlarda yemekleri sergiliyorlar. Bir bölümde canlı hayvanlar, diğer bir bölümde kızartılmış büyük hayvanlar ve tabak içinde ikram edilen yemekler. Restoran girişinde sizi karşılayan kibar ve hoş giyimli kızlar görülmekte. Yemek sonunda, ki en az 30 ayrı tabak yemek gelmişti, bitiremediğiniz yemekleri paketleyip götürmemizi teklif ettiler. Adet buymuş. Biz o kadar çok yemiştik ki, yanımıza almak istemedik. Belki de ince olmalarının sebebi tatlı alışkanlıklarının olmayışı diye düşündüm. Tatlı olarak meyve yiyorlar; ki meyve de genellikle kavun ve karpuz. 30 tabak yemeğin içinde tek tatlı olan şey yoğurtlu meyve salatası ve havuç ve elma harcı ile kızartılmış börek idi.
Bir kere de Mc Donalds’da yedim, büyük Mc Chicken menü fiyatı 18 yuandı (1.8 euro). İnsan tavuk dışında pek başka şey denemek istemiyor. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim,;burada yediğimiz Çin yemeklerinin gerçek Çin yemekleriyle gerçekten pek bir alakası yok.
Dünya Mutfağı, Gezi Notları, Hafif bilgiler