hafif tarif

kalorileri ile birlikte verilmiş resimli yemek tarifleri

Diyet kategorisinde kayıtlı postları görüyorsunuz.

SON YORUMLAR

'Diyet' kategorisinde nelerimiz var?

Bu son günlerde konuşulan karbonatlu su konusu, Dr. Robert O.Young ve Shelley Redford Young’ın Zayıflamada pH Mucizesi adlı kitabında yer alıyor. Kitap oldukça ilginç.

karbonatli_su_ile_zayiflama

Kimyasal olarak, pH derecesi bir maddenin asidik veya alkalik (bazik) olduğunu ölçmek için kullanılan bir ölçüm birimi. pH=7 nötr, yani ne asit ne alkalik bir maddeyi ifade ediyor. pH’ı 7′den düşük olan maddeler asidik, 7′den büyük olan maddeler ise alkalik olarak tanımlanıyor. Yazarlar, ideal vücut kilosuna ulaşmada ve o kiloyu korumada en önemli şeyin, vücudun alkalikliğini korumak olduğunu söylüyor. Yani sloganları: “pH’ınızı yükseltin!” Kötü, dengesiz, fast food ağırlıklı beslenen kişilerin vücutlarının pH’ının büyük ihtimalle 7′den çok düşük olduğu belirtiliyor. Kitabı okuyunca ayrıntılı açıklamalarını görüyorsunuz, ancak kısaca özetlemek gerekirse: Tüm hastalıkların ve yağların asidik ortamda ortaya çıktığını savunuyorlar. O yüzden vücudumuzu ne kadar alkalik tutarsak, o kadar az yağımız olur ve o kadar az hastalanırız diyorlar.

Alkalik yiyecekler nelerdir?

Avokado, hindistancevizi, taze balık, tohum yağları (mesela keten tohumu yağı), yeşil sebzeler, brokoli, ıspanak, brüksel lahanası, limon, greyfurt, domates, buharda pişirilmiş veya filizlenmiş baklagiller, himalaya tuzu.

Asidik yiyecekler nelerdir?

Hayvansal proteinler (et ve tüm süt ürünleri), tavuk, yumurta, şeker, yapay tatlandırıcılar, fıstık, mısır, mayalanmış besinler, alkol, kafein, kahve, çay, meşrubat, çikolata, mantar, meyve, kuru meyveler, bal.

Bir diğer önemli nokta, suyun çok miktarda ve mümkün olduğunca alkalik içilmesi. Vücuttaki her 15 kilo için 1 litre su içilmesi öneriliyor. Vücuttaki asitleri ve atık maddeleri, içtiğimiz alkalik suyun bir nebze temizleyebileceğine inanıyorlar. İyi suyun pH derecesinin en az 9.5 olması gerektiği söyleniyor. Peki suyu nasıl alkalik yapacağız?

- Suyu alkalik hale çeviren bir filtre kullanmak
- pH damlaları kullanmak
- Sodyum bi karbonat (yani nam-ı diğer karbonat).

Yani karbonatlı suyun zayıflamaya etkisi işte burada ortaya çıkıyor. İçtiğimiz suyun içine karbonat karıştırınca, alkali değerin, yani pH’ını arttırmış oluyoruz. Karbonat zaten eskiden beri, hazımsızlık için de kullanılan birşey. Atalarımızın bir bildiği varmış her zamanki gibi. Karbonatın pek bilinmeyen faydalarını burada bulabilirsiniz.

İdeal kiloya ulaşmak için su nasıl içilmelidir?

- Sadece alkalik su için.
- Sabah kalkınca ilk iş olarak 1 litre kaliteli su için. Bu böbreklerinizi, mesanenizi ve bağırsaklarınızı temizlemenize yardımcı olur.
- Her saat 2 bardak veya iki saatte bir 1 litre su içmiş olun.
- Suyunuzun büyük bölümünü öğün aralarında için.
- Her bir saatlik egzersiz için fazladan 1 litre su için.
- Her günün sonunda 2 bardak su için.

Bunlar kitaptaki bilgiler… Kitapta bir sürü kilo veren insanın hikayesi ve fotoğrafları var. Ancak bu insanlar uzun bir süre (mesela ilk 15 gün) sıvı orucu yapmışlar, yani oldukça radikal bir şey. Yine de asidik-alkalik besin ayrımı konusu oldukça ilginç bir konu. Ben her 15 kilo için 1 litre su içme kısmına uymasam da, karbonatlı su içiyorum bir süredir. Faydasını gördüğümü söyleyebilirim. Önerilen şey, içtiğiniz suyun 3 bardağının içine bir poşet (5 gram) karbonatı eklemeniz. Yani günde toplam 15 gram ediyor. Kitapta önerilen bir diğer yöntem de, 1 litre suya 2-3 çay kaşığı karbonat eklemek.

Bir diğer çarpıcı iddia ise, ne kadar kilo vermek istiyorsanız onu 2 ile çarpın; işte bu kadar gün pH diyetini uyguladıktan sonra istediğiniz kiloya gelebilirsiniz oluyor. Kitabı sattırmak için illa böyle bir iddia lazım tabii:) Sıvı oruçları ile çok hızlı bir şekilde kiloda azalma oluyor elbette, ama yemeye başlandığı taktirde geri gelecek kilolar olmalı bunlar. Belki daha kısa vadeli (mesela 1-2 günlük) sıvı oruçları yapılabilinir diye düşünüyorum.

trambolin zayıflama

Kitapta önerilen egzersiz biçimi ise trombolin/trambolin. Ben  kendisiyle bir süredir tanışığım:) Dışarıdan bakıldığında çok zevkli gibi gözükse de, pek de zevkli değil; çünkü çok ciddi zorluyor insanı. Hele ilk zamanlarda. 5 dakikada dili dışarı çııyor insanın. Yavaş yavaş alışıyor vücut zıplamaya. Bacaklar, kalça ve bazı hareketler sayesinde göbeği de çalıştıran, üzerinde karın hareketleri ve esneme yapılabilen, evde de kullanılabilen güzel bir kardiyo aleti.

13 yorum Diyet

Şimdiye kadar diyetetimsi ufak hareketlerle bir miktar kilo vermeyi becerdiğimi söylemiştim. Bugün itibariyle, 31 Aralık’a kadar sürecek gerçek diyetime başlıyorum. Burayı bir diyet sitesine dönüştürmek istemediğimden, ayrıntıları Twitter hesabımda paylaşacağım. Yediklerimin fotoğrafları, ufak notlar, yaptığım sporlar ve gün be gün kilo-yağ kayıpları gibi çooook enteresan (!) gelişmeleri takip edebilirsiniz:) Yediklerimin tariflerini ise daha ayrıntılı bir şekilde buraya koymaya devam edeceğim, merak etmeyin…

Yani artık uzun bir süre (tam 18 gün) GIA diyette… Ona göre.

11 yorum Diyet

Çiğ beslenmenin başlıca iki çeşidi olduğunu gördüm:

1. Kilo vermek ve somut bir rahatsızlıktan kurtulmak için yapılan çiğ beslenme
2. Sağlıklı, canlı ve daha enerjik bir hayata devam etmek için yapılan çiğ beslenme

Dan McDonald adlı bir çiğ besincinin DVD’lerini izledim. Kendisi, 10 senedir raw food akımını takip ediyormuş. Önceki hayatında 90 kilo, sürekli vücut çalışan, bol alkol alan, çok fazla yemek yiyen; kısaca çok düzensiz ve keyifsiz bir hayata sahipmiş. Sonra bir gün, kitapçıda bir adamın tavsiyesiyle bir kitap okumuş ve hemen o anda hayatını değiştirmiş. Tabii adam belli ki böyle bir arayıştaymış, kitap tam zamanında gelmiş yardımına. Nitekim şu anda da, kendini bu akımı anlatmaya, yaymaya adamış. DVD’leri var, Youtube’da liferegenerator diye tonla videosu var. Şu anda şöyle sağlıklıyım, böyle iyi hissediyorum diyor. Zaten bir süre sonra, ailesinin çiftliğine geri dönmüş, keçiler almış, iyice doğaya dönmüş yani anlayacağınız. Nitekim videolarından biri de: “Lose 1 Pound a Day, The Healthy Way”. Günde sağlıklı olarak yarım kilo verin diye çevirebiliriz. Hem kilo vermek, hem de vücudunuzdaki ciddi bir hastalıktan kurtulmak istiyorsanız (buna o amansız hastalık da dahil), sadece meyve ve sebze içeren, yağın çok az olduğu bir diyet uygulamanızı öneriyor. Yağdan kastı, zeytinyağı, hindistancevizi yağı gibi yağlar dışında, tahin, avokado ve tüm yemişler (fındık-badem-çekirdekler-ceviz, vs.). Yağ yiyecekseniz de, azıcık ve doğal yağlardan tercih edin diyor. Mesela avokado, mesela hindistancevizi. DVD’de bir sürü tarif veriyor. Adamın favori ürünü katı meyve sıkacağı. Herşeyin suyunu sıkıp, içiyor. Bunun dışında smoothie’ler hazırlıyor. Bir de kocaman salatalar yapıyor. Genel olarak önerdiği beslenme şekli, sabah karışık meyvelerle hazırladığınız koca bir kavanoz smoothie, öğlen yine meyve/meyveden oluşan bir smoothie ve yanına bol yeşil sebzeli salata, akşam da yeşil yapraklı, bool otlu, sebzeli koca bir salata. Bu arada dilediğiniz kadar yiyebiliyorsunuz bunlardan. Zaten sebze çok az kalorili birşey biliyorsunuz. Özellikle de çiğ yendiğinde. Üstelik sebzeli bir salata hazırladığınızda (domates, salatalık, bol yeşillik, kırmızı-yeşil-sarı biberler, soğan, vs.), bunu bitirmek için 30 dakika falan gerekiyor. Bu gibi bir diyette, muzun rolü büyük oluyor. Hem tok tutması açısından, hem de kalorinizi tamamlamanız açısından. Internet’te “30 day raw food trial” gibi anahtar sözcüklerle arama yaparsanız, bir sürü çok kilo vermiş ama hala canlı-enerjik tiple karşılaşıyorsunuz. Bir blogger var, Steve Pavlina diye, kendisi 30 günlük sırf meyve ve sebzeyle beslendiği bir dönemi en ufak ayrıntılarıyla yazmış. Meraklılar o blogu da okuyabilirler. Steve’in günde 16 muz yediği oluyor:) Bir nevi maymun! :))) Kısaca özetlersek: Steve 81 gibi bir kiloda, her sabah düzenli sporunu yapıp işe giden, zaten vegan (hiçbir hayvansal ürün yemeyen), günde ortalama 2000 kalori alan, sağlığına düşkün bir Amerikalı. Bu 30 günlük sürede, aldığı kalori miktarını 2500 ve daha üzerine çekiyor; yani daha fazla kalori almaya başlıyor. Yine sporunu yapmaya devam ediyor. 15 günden sonra, eskiden 21 tane çekebildiği şınavı 30′a, hatta 35′e çıkarabildiğini görüyor. Ve aldığı kaloriyi arttırmasına rağmen, 30 günün sonunda 3.5 kilo vermiş olarak diyetini sonlandırıyor. Onun derisinde çok kuruma oluyor, zaten son günlerinde fotoğraflarını da koymuş. Resmen çatlaklar olmuş elinin eklem yerlerinde. Onun dışında bir sıkıntısı yok. Gücünde bir azalma yok, düşünce berraklığında bir azalma yok. Sadece sürekli meyve-sebze yemekten bitap düşüyor. Özellikle de meyveden. (Fakat kendisi sonradan 30 günlük sıvı orucu da yapmış, gayet azimli biri yani.) Bu 1. çeşit beslenmeydi.

2.çeşit ise daha makul. İçinde yağlar, yemişler, filizlendirilmiş baklagiller de var. Bu beslenme biçimiyle de kilo veriliyor. Bakınız ben ve benim arkadaşlarım. Ama biraz daha yavaş gidiyor tabii diğerine göre.

Ben demin bahsettiğim videoyu izledikten sonra, gaza geldim. 1 hafta deneyeyim şu işi dedim. Ondan önce 2 haftadır kör topal raw besleniyordum zaten. Sabahları smoothie yapıyordum, 1 litre hatta daha bile fazla olabilir. İşe onu götürüyordum. Öğlen 1-2 sefer salata da goturdum. Salata yoksa sırf o smoothie’yi ve çekmecemdeki kuru erik, kuru kayısıları atıştırıyordum. Akşam da çoban salata. Fakat haftanın sonlarına doğru öğlen salatalarını hazırlayamamaya ve öğleni de smoothie ile geçirmeye başladım. Muz varsa ondan atıştırıyordum. Haftanın sonuna doğru çok aç günler geçirmeye başladım ve kilo vermem de durdu. Hem çok aç kalıyordum, hem kilo vermiyordum; bıraktım o diyeti. Yani hakkını pek veremedim. Steve Pavlina’nın günde 12 muz yemesinin bir sebebi varmış onu anladım. Bir daha böyle bir maceraya atılırsam, kesinlikle önceden bol bol salata, meyve hazırlayacağım.

çiğ besin diyeti

Bir de asıl çiğ besin denince en popüler isim Angela Stokes. Bir manada, raw food’u meşhur etmiş kişi de denebilir. Kendisinin nasıl değiştiğiyle ilgili resimleri burada görebilirsiniz. Angela, bu diyet sayesinde 2 sene içinde 160 pound vermiş, yani yaklaşık 72 kilo. Bunu da BBC’de bir programda açıkladığı anda, çiğ besin diyeti bir anda patlamış! Şimdi bir sürü DVD’si, e-kitabı var. Hayatının bunun üzerine kurmuş.

Kendi deneyimlerim: Ben şu bahsettiğim çok aç geçirdiğim 3-5 gün dışında, kendimi çok iyi hissediyorum. İlk 1-2 gün, akşamüstleri uykum geldi. Sonra gördüm ki, genelde ilk günlerde biraz uykulu hal oluyormuş. Hatta ilk 15 gün diyorlar vücudun adaptasyon sürecine, ama bende bu kadar uzun sürmedi. Arada 2 gün normal yemek yedim, ama yine de pek et yemedim. Zaten canım istemedi. Şu anda kendimde gördüğüm güzel birşey, tatlı krizi-karbonhidrat krizi gibi krizlere girmiyorum; çünkü şekerim çok oynamıyor. Bol bol muz ve hurma yememe rağmen. Nasıl oluyor, çok anlamıyorum. Karnımın acıktığı oluyor gün içinde, ama hurma, kayısı, erik, muz gibi şeylerle karnımı doyuruyorum. Bir nevi ara öğün oluyor. Bugün mesela kendime şöyle birşey yaptım: 2 yerli muz, 4 hurma, 1 koca yemek kaşığı kakao, badem sütünün ardından kalan badem unundan bir tepeleme kaşık ve 2-3 parça buzu blender’a attım. Bildiğiniz şokella tadına çok yakın bir tad oldu. Biraz da buzdolabında bekletip, şokella yer gibi yedim. Arada bu tip hoş yemekler de ekleyince, hiç problem çekmiyorsunuz. Bu arada, ben çay içiyorum. Günde bir tane de şekersiz Türk kahvesi içmeye özen gösteriyorum.

%100 çiğ beslenmek zor, bunu kabul ediyorum. Ama günlük yaşantıya ne kadar çiğ şey girse o kadar iyi. %50 bile yapabilsek kar. Çiğ beslenmek için, kafa olarak et yememeye yatkın olmak gerekiyor bence. Ben zaten, etten zevk almadığımdan bahsetmiştim. Sadece fırında veya ızgarada yediğim balık bana zevk veriyor ve ardından rahatsız etmiyordu. Bu yüzden çok sıkıntı çekmedim. Ki, diyeti de balıkla bozmayı düşünüyorum arada. Şaşırtıcı olan şu ki, benim ciddi bir etobur olan, etsiz karnının doymadığını iddia eden, sebze anca asıl yemeğin yanında yenir gibi iddialı laflar eden eşim bile, son zamanlarda etten rahatsız olduğunu keşfetti. Evet, evde bir raw havası var tabii, etkilenmemek mümkün değil:) Pencere önünde büyüyen buğday çimleri, sürekli yapılan meyve-sebze alışverişi falan. Ama onu kesinlikle zorlamama rağmen, kendisi de çok uzun zamandır et yemedi. Ve beni şaşırtan ilginç cümleler kuruyor: “Et, hakikaten bana iyi gelmiyormuş.” gibi. O benden çok daha fazla yemiş yiyor tabii. Akşamları bayağı bir kabuklu fıstık atıştırıyor, bir sürü mandalina yiyor. Fazla kilosu pek olmamasına rağmen, artık sabitlendiğini düşündüğü kilolardan 2-2.5′unu verdi. 2 kilo daha vermeyi düşünüyor.

Şu konuda dikkat etmek lazım, şu aralar konuyla ilgili en çok kafama takılan şey: Sürekli meyve-sebze yediğimiz için ve tercihan kabuklarıyla yemeyi de çok istediğim için, çok iyi dezenfekte etmek gerekiyor. Salata malzemelerini sirkede bekletiyorum çoğu zaman. Ispanak-roka-maydonoz gibi yeşillikleri önceden yıkayıp kapaklı kutulara koyuyorum. Ama sabahın köründe, muz-elma-armut-ıspanak karıştırarak yaptığım smoothie için, elma ve armutu iyice yıkayıp kullanıyorum. Umarım yeterli geliyordur. İyi bir şey yapalım derken, tonla pestisite maruz kalmıyoruzdur:( Siz sebzelerinizi, meyvelerinizi nasıl yıkayıp, nasıl muhafaza ediyorsunuz?

Devam edecek…

4 yorum Başarı hikayeleri, Çiğ beslenme, Diyet