Bir Kawasaki hikayesi…

, GIA

Kızım 3 yaşına geçen ay girdi. Geçen dönem başladığımız kreşine, Eylül ayında devam etmeye başladı. Geçen seneden farklı olarak, okulda ufak ufak yemek yemeye de başladı. Öğlenleri çıkan bulgur pilavı, çeşitli sebze yemekleri, sabah kahvaltıda süt derken; bağırsaklarında bir sıkıntı hasıl oldu. Günde 1 veya en fazla 2 kere kaka yapıyordu; ancak ishal gibi oluyordu. Birkaç şey denedik; gece içtiği keçi sütünü kes, yoğurdu kes, fıstık-fındık gibi atıştırmalıkları kes; işe yaramadı. Çocuk doktoruna götürdük; muayene etti, bağırsaklarının gurul gurul olması dışında bir bulgu bulamadı. Gaita ve idrar testi istedi. Görünürde birşey yoktu. Çocukken de kolik geçirdiği ve çok gazlı bir bebek olduğunu bildiği için, bağırsaklarının yeni yemeye başladığı yemeklere alışma döneminde olabileceğini söyledi. Bir gastroenterologa da görünmenin iyi olabileceğini söyledi. Bu sırada, bağırsak problemi başlayalı 20 gün kadar olmuştu bile. Kızımda hiçbir halsizlik de yoktu. Zaten ishal denebilmesi için, günde 5 kere civarı kaka yapması gerekiyormuş. Bizde en fazla 2 kere oluyordu; o da gündüzleri değil, gece sütünden sonra. Biz bir de gastroenterolog ziyareti yaptık. O da tahlil sonuçlarından birşey bulamadı, beslenme düzenimiz konusunda tavsiyelerde bulundu; sütün fazla geliyor olabileceğinden bahsetti.

Biz bağırsak, gaz, ishal uğraşadururken, gastroenterologa gittiğimizden bir gece önce kızımın ateşi yükseldi. Ateş düşürücü verdik, düştü. İlacın etkisi geçti; tekrar yükseldi. Günlerden pazardı, o günü evde geçirdik; iyiydi. Sonra gece yine ateşi yükseldi ve hafifçe gözleri kızarmaya başladı. Ateşten ve yorgunluktan dedik. Çünkü ateşi yükseldiğinde hemen halsizleşip yatar pozisyona geçiyor, ateşi düştüğü an hiçbirşey yokmuş gibi ok gibi yerinden fırlıyor, kudurmaya devam ediyordu. İştahında bir değişiklik yoktu. Pazartesi günü gözlerinin kızarıklığı geçmeyince, doktoruna fotoğrafını attım.Hemen gelin bakalım dedi. Ben pek farketmemiştim ama dudakları da ruj sürmüş gibi kırmızıydı. Hep ateşe vermiştik.

Doktor muayene etti, bazı kan tahlilleri istedi ve bizi kardiyologa yönlendirdi. Hastalığın isminden bize bahsetmedi; ama şüphelendiği şey belli ki Kawasaki idi. Bu sırada saat 15.00 civarı olmuştu. Hemen en yakın hastaneye (Acıbadem Altunizade) gidip kan verdik; ama o hastanenin pediatrik kardiyoloğunun çok hastası olduğundan bizi alamadı. Oradan hemen doktorumuzun tavsiyesiyle, Liv Hastanesi’nin pediatrik kardiyoloğundan randevu alabildik. Bu arada benim aklıma asla kötü birşey gelmiyordu; zaten 3 yaşında kardiyolog ziyareti gerekiyordu, iyi oldu o da hallolacak diye düşünüyordum. Dolayısıyla eko çekilirken de hiç bir heyecanım yoktu. Eko bitti, Gül hanım bize durumu yavaş yavaş ve sakince anlatmaya başladı. O birşeyler söylüyordu, ama ben algılamakta güçlük çekiyordum. Genelde Japonlarda veya Asyalılarda daha sık gözüken, orta genişlikteki koroner damarlara zarar veren, ne olduğunu bilmediğimiz bir ajan (!), kızımın kalbine dadanmıştı. Koronerlerde bir genişleme gözükmüyordu ama çeperlerde bir parlaklık görmüştü. Bunu hafif kalınlaşmaya yorabileceğimizi söylemişti. (Bence bunların hepsini, bizim orada düşüp bayılmamızı engellemek için yumuşata yumuşata söylüyordu.) Kawasaki hastalığının dünya çapında kabul edilmiş tek tedavisi olan intravenous immunoglobulin (IVIg) ve aspirine hemen başlaması gerekiyordu. Biz saat 18.00’de hastaneden çıktık ve eve bile uğramadan doğrudan yatışa yapacağımız diğer hastaneye gittik. Bu aşamada saatlerin bile önemi olduğunu söyledi; IVIg’i ne kadar erken alırsa, o kadar iyiydi; kalbe zarar vermeden atlatabilirdik. O gece, 8 saat boyunca bir serumla ilaç verildi. Çok yüksek dozda aspirin verilmeye de devam ediliyordu. Ertesi sabah ateşi normal seviyeye geldi. Gözlerinin kızarıklığı da bir derece azalmıştı. Bizim moralimiz biraz düzelmişti; çünkü ilaca cevap vermişti.

Kawasaki’nin belirtileri arasında, en az 5 gün durmayan ateş, gözlerde kızarma, dilde ve dudaklarda kızarma, lenflerde şişme, el ve ayaklarda kızarma-şişme-soyulma gibi şeyler var. Biz bunlardan sadece ateş, göz kızarıklığı ve dudak kızarıklığını yaşadık ve çok şükür ki, doktorumuzun farketmesiyle 5. günde teşhis edebilip, ilacını verebildik. Bir çok Kawasaki vakasında, doktorun farkedememesi veya başka bir hastalıkla karıştırması sebebiyle antibiyotik tedavisiyle vakit kaybedildiğini okudum. Kawasaki’de ilk 10 gün çok çok önemli. Kalbe verdiği zarar, yani koronerlerin genişlemesi (en kötü durumda anevrizma oluşuyor), geri dönülemeyecek durumlar yaratabiliyor. Yine de, geç farkedildiği durumlarda da iyileşme oluyor ama tedavi daha uzun sürüyor, daha sıkı takip gerektiriyor. Ümitsizliğe kapılacak birşey yok. Genelde 5 yaş altı çocuklarda görülüyormuş. Bulaşıcı bir hastalık değil.

Biz şu an 16. gündeyiz. 9 gün hastanede yattık. Orada sürekli takip edildi. Son gün yapılan kan testlerinden sonra, eve çıkabileceğimiz ve uzaktan da takip edilebileceğimiz söylendi. Evde düşük dozlu aspirin tedavimize devam ediyoruz. 3 gün sonra randevumuz var; kalbe bakılacak. Çok büyük bir heyecanla o ekoyu bekliyoruz; moralimizi yüksek tutuyoruz, ama hala riskli günleri atlatamadık. İlk 20 gün, koronerlerin büyümeye devam etme olasılığının en yüksek olduğu günlermiş. 3 yaşındaki çocukla, o günleri sakin geçirmek de pek olası olmuyor; o aynı temposunu geri istiyor.

Şu an hasta olmamız yasak, enfeksiyon kapmamamız gerekiyor. Kawasaki ile birebir ilgili değil ama herhangi bir sebepten ateşi yükselirse, bizim onun Kawasaki mi, başka birşey mi diye anlamamız için kan testi ve eko yapmamız gerekirmiş. Hem siz mahfolursunuz, hem çocuk hırpalanır dedi doktorumuz. Ve asıl vurucu darbeyi yaparak; bir sene okula gitmese iyi olur dedi. Evet biraz şok olduk tabii, ama sağlığını geri kazansın da; okul da neymiş yani. Bu kış bol çocuklu, bol hastalık riskli yerlerden uzak tutacağız. Park-bahçe serbest.

Kawasaki farkındalığı (Kawasaki awareness) diye birşey var. Lütfen siz de okuyun, tecrübelenin; çevrenizde belirtileri görürseniz uyarın, geç kalmayın.

Benim nacizane notum: 20-25 günlük bağırsak problemi yüzünden kızımın bağışıklık sistemi iyice zayıfladı. Zayıflayan bağışıklık sistemine de bu ajan (!) musallat oldu. Bu yüzden ne yapın ne edin; hem kendinizin, hem çocuklarınızın bağırsaklarına yatırım yapın! Ne gerekiyorsa, lifler, prebiyotik, probiyotik, kombiyotik, turşu, kefir, kvass, vs; öğrenin, kullanın!

Pin It

2 yorum

  • geçmiş olsun. Umarım sağlığına ve eski canlılığına tez zamanda kavuşur.

  • çok geçmiş olsun.iyi olmasına da çok sevindim.bu hastalığı hiç duymamıştım.sayenizde ögrendim.arkadaşlarıma da anlatacağım.çocuklar hep mutlu olsunlar hep iyi olsunlar.

Bir Cevap Yazın

(E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.)

/>

Günün Önerisi: Sebzeli Lazanya

Popüler Yazılar