web stats script

HAFiF TARiFLER

Kalori değerleri ile birlikte verilmiş hafif, yaratıcı ve resimli yemek tarifleri     

EkleBunu RSS Ekle Butonu

ARŞİV

Pişmiş havuçla aram gerçekten pek kötü. Ama şu sandviçin içinde gözüken havuçlar, bir anda bana o kadar lezzetli geldiler ki. Peynirli bir sandviçi, nasıl da lezzetlendirirler diye düşündüm. Bu havuçları hazırlamak için gereken:

Malzemeler:

- 2 çorba kaşığı toz şeker
- 1 çorba kaşığı taze limon suyu
- 2 çay kaşığı toz kırmızı biber
- 1 çay kaşığı kimyon
- Yarım çay kaşığı tarçın
- Çeyrek çay kaşığı acı kırmızı biber
- 1 çay kaşığı tuz
- Çeyrek su bardağı zeytinyağı
- 8 orta boy havuç

Tüm baharatları zeytinyağı ile karıştırın. Şeker eriyene kadar çırpın. Havuçları incecik dilimleyin. Eğer varsa, dilimleyici aletlerden faydalanabilirsiniz. Tuzlu kaynar suda, çok az haşlayın (Tarifte 45 saniye diyor.). Sudan çıkardıktan sonra, iyice kurulayın ve hemen sosun içine atın. İyice harmanlayın. Havuçların her biri soslansın. Havuçları marine olması amacıyla, oda sıcaklığında en az 4 saat bekletin.

Kaynak: Love & Olive Oil

Geçen sene de kutlamıştık; bu sene de kutlayalım bari! (Nutella ile ilgili bazı ilginç bilgileri ilk postumda bulabilirsiniz.) Dünya Nutella gününüz kutlu olsun:)

Daha ayrıntılı mevzulara girmeden önce, diyetisyen Serap hanım, kışın en soğuk günlerini yaşadığımız şu günlerde en çok dikkat edilmesi gereken noktaları özetledi:

Yağı, kaloriyi ve porsiyonları azaltın. Soğuk havaya karşı direnmek ve üşümemek için vücut deri altı yağ dokusunu kalınlaştırmak ister. Yağlanmanın olması için fazla kalori gelmelidir; bu nedenle vücut iştahı açar. Bu olumsuz etkiden korunmak adına daha az yağlı beslenmeye dikkat etmeliyiz. Bununla beraber porsiyon kontrolümüzü de sağlamalıyız. Yüksek enerji veren şekerli ve unlu/hamurlu besinlerden az sıklıkta ve az porsiyonda yemeliyiz. Doymuş yağdan (tereyağı, margarinler, işlenmiş yağlar) kaçınarak,  doymamış yağlara (zeytinyağı, ayçiçek yağı, mısırözü yağı, fındık yağı, soya yağı, kanola yağı) yönelmeliyiz.

Hareketi ve posalı beslenmeyi arttırın. Kışın daha hareketsiz olduğumuz için metabolizmamız yavaşlamaktadır. Bu nedenle kabızlık sorunu daha sık ortaya çıkmaktadır. Sebzeler, meyveler, tam tahıllar, kurubaklagiller, yağlı tohumlar sindirim sistemimizi çalıştıracak olumlu etkiye sahiptir.

Günde en az 2 kez düşük/normal yağlı süt ve süt ürünleri tüketin. Kış mevsiminde azalan güneş ışığı ve kapalı giysiler nedeniyle D vitamini eksikliği gündeme gelebilir. Bu nedenle süt ve süt ürünlerinde bulunan kalsiyum, fosfor ve D vitamini kemik sağlığımız için son derece önemlidir.

Her gün 5 ya da daha fazla porsiyon sebze ve meyve yiyin. Kış mevsimine ait meyve ve sebzelerini  tüketin. Bağışıklık sistemini güçlendirmek için sebze ve meyvelerin desteğine çok ihtiyacımız vardır. Çünkü vücudumuzu hastalıklardan korumak için gerekli tüm vitamin ve mineraller bu besin grubunda fazlasıyla yer alır. Özellikle çeşitli beslenme yoluna giderek tüm bu faydalı ögeleri daha etkin hale getirebiliriz. Çeşitlilikten emin olmak için gruplandırmadan yararlanınız.

  • Narenciye ürünleri (portakal, mandalina, limon, greyfurt, kamkat vb.)
  • Minik taneli, kırmızı renkli meyveler (siyah üzüm, nar, kuru erik, kuru yaban mersini, vb.)
  • Sarı ve turuncu renkli meyveler (kuru kayısı, armut, muz, mango, elma, vb.)
  • Yeşil ve koyu yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, pazı, yeşil biber, maydonoz, roka, tere, marul, kıvırcık, salatalık, fesleğen, vb.)
  • Sarı, turuncu, kırmızı sebzeler (havuç, kabak, balkabağı, turuncu biber, kırmızı biber, domates, vb.) Özellikle karnıbahar, pırasa, lahana, ıspanak, kereviz, brokoli gibi kış sebzelerini sıkça tüketin. Sarımsak ve soğan tüketiminizi arttırın. Bu sebzelerin yapısında bulunan kükürtlü bileşikler kötü kokmasına rağmen kansere karşı koruyucu ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkilere sahiptir. Hastalıklara karşı harika savaşçılardır.

Haftada 2-3 kez balık tüketin. Kış mevsimi balık mevsimidir. İçeriğindeki omega-3 yağ asitleri ve deniz ürünlerinde bulunan selenyum minerali yapılan pek çok araştırmada  kalp damar sağlına dost ve bağışıklık sistemini güçlendiren maddeler olarak bulunmuştur (Mesela alabalık çanağında patates, tavada pratik somon veya sebzeli levrek).

Vücudunuza su verin. Kış mevsimiyle beraber su ihtiyacı azalmaktadır; çünkü terleme aktivitesinde azalma yaşanır. Pek çok kişi kışın su içmeyi ihmal eder. Metabolik faaliyetlerimizin düzenli ve sağlıklı olabilmesi için su tüketimine dikkat etmeliyiz. Ortalama 2 litre su içilmesi yeterli olacaktır.

Vücudumuzu ısıtacak ve canlandıracak içeceklerden ve baharatlardan faydalanın. Siyah çay, yeşil çay, kahve, ıhlamur, adaçayı içerek; karanfil, tarçın, zencefil, karabiber ile yemeklerimizi tatlandırarak, soğuktan biraz uzaklaşabiliriz.

Sitemizin konsepti gereği, başından beri nispeten hafif, kalorisi azaltılmış tarifler vermeye dikkat ediyorum. Sitemizin tek eksiği bir diyetisyendi. Bu sorunu da çözdük:) Artık danışacağımız çok cici bir diyetisyenimiz var: Serap Orak Tufan. Önce diyetisyenimizi tanıyalım:

Serap hanım, Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nü 2002 yılında bitirmiş. Hacettepe Üniversitesi Hastanesi, İbn-i Sina Hastanesi ve Ankara 29 Mayıs Hastaneleri’nin çeşitli bölümlerinde diyetisyenlik yapmış. Bilkent Üniversitesi Bilintur Catering Center’da mönü planlama konusunda proje şefliği tecrübesi de bulunuyor. 2004-2006 yılları arasında Prof.Dr. Osman Müftüoğlu’nun Yaşasın Hayat Kliniği İstanbul şubesinde klinik diyetisyen olarak çalışmış. 2006 yılında kendi kurduğu Calorica Beslenme ve Diyet Danışmanlığı şirketinde 2 yıl kadar hizmet vermiş. 2008 yılı itibariyle ise, İstanbul Anadolu yakasındaki ofisinde hizmet vermeye devam ediyor.

Biz artık kendisine merak ettiğimiz soruları sorabileceğiz. Serap hanım, bizim için diyet ve beslenme önerilerinde bulunacak. Benim aklımda şimdiden onlarca soru var. Ama sizden de sorularınızı, yönlendirmelerinizi bekliyorum.

Pazar günü, Müge (Hünerli Bayanlar)‘nin beni de dahil ettiği Karaca Marifetli Set‘in bir tanıtım etkinliğine katıldım. Birçok blogger, şef Serkan Bozkurt önderliğinde, Marifetli Set kullanarak yemek pişirdik. Etkinliğe eşler de katıldı; dolayısıyla işin eğlencesi de arttı. 25 dakikada dört çeşit yemek yapma amacıyla işe giriştik ve hakikaten de yaptık.Ardından yaptığımız yemekleri yedik ve günün sürprizi olarak, kullandığımız set bize hediye edildi. Bu vesileyle, hem Karaca’ya, hem de Müge’ye sonsuz teşekkürlerimi bildiririm.

Fotoğraflarına baktığımda tencereleri kocaman şeyler diye düşünmüştü. Ne de olsa, içinde düdüklü tencere lafı geçiyor ya. Oysa hiç öyle değil. Benim en çok beğendiğim özellik bu oldu. Son derece derli toplu bir tencere seti. En çok minik boy düdüklü tenceresini sevdim. Biliyorsunuz, iki kişilik bir aileyseniz; hem de sadece akşam yemeklerinde evdeyseniz, pişirdiğiniz yemeğin miktarı da çok önemli oluyor. Biraz dalgınlıkla ölçüsünü fazla tuttuğunuz bir kuru fasulye, size 5-6 akşam yemeği olarak geri dönüyor. Bir süre kuru fasulye bile görmek istemiyorsunuz:) Bu düdüklü tencere ise hem dolaplara girmesi açısından çok iyi; hem de ufak miktarda yemek yapmak için. Üstelik setin bir diğer güzelliği de, düdüklünün kapağını derin tencereye koyduğunuzda, birden büyük bir düdüklünüz olmuş oluyor. (Resimleri Hünerli Bayanlar’dan aldım.)

Biz toplamda dört çeşit yemek yaptık. Bir kış çorbası, kış çorbasının içinde haşladığımız makarna (makarnanın üzerine cacık sosu döktük) ve çorbanın buharında pişen tavuklu mantar dolmaları. Tüm bu yemekler aynı ocak üzerinde ve aynı zamanda pişti. Bir diğer ocakta ise, düdüklü tencere yardımıyla parça kuzu etli türlü pişirdik. Tatlı olarak da Müge’nin hazırladığı harika papatyalı pasta vardı (Fotoğrafta, yaptığı pasta ile övünmekte olan Müge’yi görüyorsunuz:)) Mükellef bir yemeği bitirip, setlerimizle birlikte, mutlu mutlu evimize döndük:)

Bakalım, Marifetli Set ile neler neler yapacağız ileride???

firinda sosis patates 2

Ben evde kızartma yapmıyorum; şimdiye kadar hemen hemen hiç yapmadım. Zararlı, kalorili olmasından ziyade; yağ fobim var diyebiliriz. Yağ kokusunun mutfağa sinmesinden, kızartma yaparken yağ moleküllerinin mutfağın muhtelif yerlerine yapışıp kalmasından, onları göremeyeceğim için temizleyemeyeceğimden ölesiye korkuyorum. Mutfaktaki havalandırma sistemimiz de çok zayıf olduğundan, hayatımızda kızartma yok. Ama tabii ki kendimce alternatifler üretiyorum. Örnek olarak, fıında kızarttığım sosis-patates tarifini vereceğim. Canınız fast food çektiğinde yapabileceğiniz, nispeten masum bir seçenek diye düşünüyorum.

Amerika’da yaşayan arkadaşım Beliz, bana mikrodalgaya konulabilecek fırın torbaları getirmişti. (Geçen gün gördüm, bizde de çıkmış.) Yemek yaparken onlardan bayağı faydalanıyorum.

Malzemeler:

- 3 adet patates
- 4 adet soyulmuş sosis (yaklaşık 200 gram)
- Tuz, karabiber, kırmızıbiber
- 3 yemek kaşığı zeytinyağı

Patatesleri hafif kalınca kalem şeklinde doğrayın. Mikrodalgaya dayanıklı torbaya koyarak, mikrodalga fırının en yüksek güç seviyesinde 4-5 dakika pişirin. Amacımız, patatesleri fırına atmadan önce biraz yumuşatmak. Benim kullandığım torbanın üzerinde, patateslerin 7 dakikada piştiği söyleniyor. O yüzden ben mikrodalgada 5 dakika tutuyorum. Patatesleri çıkartıp, bir fırın tepsisine yayın. Sosisleri de 2-3 cm genişliğinde kesin. Patateslerin üzerine yayın. Zeytinyağı ve baharatları ekleyip, biraz harmanlayın. Her tarafları yağlansın.

firinda sosis patates 1

Ardından 200 derece fırında, sosisler iyice kızarana kadar pişirin. Yaklaşık 40 dakika sürüyor.

Not: Patates kızartması için: Patatesleri halka halka doğrayıp, mikrodalgada pişirdikten sonra; çok az sıvı yağ koyduğunuz bir tavada altını üstünü kızartabilirsiniz. Aynı şeyi, diğer sebzeler için de uygulayabilirsiniz (mesela kereviz).

Ben kerevizi mikrodalgada hiç pişirmeden, çiğden, çok ince halkalar halinde doğrayıp, tavada altını üstünü kızartıyorum. Rengi biraz kararıyor, ancak en az patates kadar lezzetli oluyor; tavsiye edebilirim.

Yukarıdaki malzemelerle hazırlanan sosis-patatesi, 2 porsiyon olarak düşünürsek,

1 porsiyon fırında sosis ve patatesin kalori değeri: 625 kkal

Evet, Bengü sonunda bizim kalıp isteklerimizi karşılayabilecek bir yer buldu: Beysa Gıda ve Otel Ekipmanları. Neler var neler. Yeri İstanbul Kadıköy’deymiş. Profesyonel ürünler satıyorlar gördüğüm kadarıyla; fiyatlar Euro cinsinden. Ama hemen hemen her istediğiniz var…

58

Mesela bizim istediğimize benzer kalıplar için: Ekipmanlar linkinden, Sayfa 58′e bakın. Tüm ürünlerin yer aldığı katalog ise, yine aynı sayfada bir zip dosyası halinde bulunuyor.

Valla insanın işi gücü bırakıp, pastacılık işine giresi geliyor bu malzemeleri görünce:) Beysa’yı bilenler, daha önce gezenler, ürünlerini kullananlar da yorumlarını bize bildirirler belki…

papatya kurabiye kalibi 1

Biz daha ceviz ve palamut şeklindeki kurabiye kalıplarının peşindeyken, başkaları gözüme çarptı.

balik kurabiye kalibipapatya kurabiye kalibi 2

Cesur bir müteşebbis olsam, kesin bu kalıpların izini bulur; ufak bir kurabiye kalıbı dükkanı açardım… Gerçekten çok ilgi görüyor bu tarz farklı kalıplar…

Kaynak: The Waitakere Redneck’s Kitchen

kumkuat 1

kumkuat 2

Türkçe’ye kamkat ismiyle katılmış bu minik portakal biçimli meyve ile geçen sene Amerika’da tanıştım. Türkiye’de de bazı büyük marketlerde satılıyordu; ancak hiç alıp denememiştim. Her biri, iri bir kırmızı üzüm ebadında olan kamkatlar, kabuğu ile yenebiliyorlar. Hatta bence kabukları, içinden çok daha lezzetli. Kabuklarını yerken ağzınıza şekerli bir portakal tadı gelirken, meyvenin kendisini yerken hafif mayhoş bir portakal tadı alıyorsunuz.

Kamkatın C vitamini oranı çok yüksekmiş. Ayrıca, dünya üzerinde kabuğu ile yenilebilen tek narenciye çeşidiymiş. Bir kamkat ağacından bir senede ortalama 30-50 adet meyve elde edilebiliniyormuş. Belki pahalı olmasının sebebi de budur. İlk olarak Çin’de ortaya çıkmış, oradan Japonya’ya, oradan da Avrupa’ya yayılmış. Bir süs bitkisi olarak evinizde de yetiştirebilirsiniz. Tabii, kamkatları mevsiminde yemek gerek; yoksa çok ekşi olabiliyorlarmuş.

Peki kamkatları nasıl yiyeceğiz?

En yaygın yeme biçimi, bir lokmada ağza atmak şeklinde oluyor:) Çünkü bu şekilde, kabuğundaki şekerle, içindeki ekşilik dengeleniyor. Bunun dışında, sadece kabuklarını yiyenler de varmış. Ayrıca turunç gibi, reçeli ve marmelatı da yapılıyormuş. Bir diğer kullanılma biçimi ise dilimleyerek salatanın üzerine eklemek. (Bir gün marketin meyve reyonunda dolaşırken birinin, kamkatı kahvesine attığını ve çok güzel aroma verdiğini söylediğini duymuştum. Bence de kahveye çok yakışıyordur.)

Gerçekten çok hoş, yemesi çok zevkli bir meyve. Keşke biraz daha ucuz olsa da, daha fazla yiyebilsek.

Resimlerin kaynağı: Veggie Belly

18 Ocak son katılma tarifi, hadi bakalım gösterinm marifetlerinizi… Yarışma sonunda sizi ödüller de bekliyor. Ayrıntıları burada bulabilirsiniz.
TuzBİBER 2. Yemek Yarışması

5.Ocak.2010

Casminella, bize şu kalıbın bulunabileceği adresi yollamış. Adres burası.

ceviz kalip

Fiyatı da 28 $.

Yememiz tavsiye edilen ürünlerin başında, içerdiği Omega 3 sebebiyle, somon balığı yer alıyor. Peki somon balığında başka ne vitamini, minerali ve aminoasidi var? Norveç’te yapılan bir araştırmanın sonuçlarını yazıyorum (Umarım aminoasit isimlerinde bir hata yapmamışımdır). Daha önce de, çeşitli unlara ait besin değerlerini vermiştik.



Su 67.2 100 gram içinde
Kalori 180 100 gram içinde
Protein 18.4 100 gram içinde
Total Yağ 11 100 gram içinde
Omega 3 1.8 100 gram içinde
Vitamin A 22 pg/100 gram
Vitamin D 8 pg/100 gram
Vitamin E 0.6 – 4 mg / 100 gram
Vitamin B12 4 mg / 100 gram
Vitamin B1 0.21 mg / 100 gram
Vitamin B2 0.14 mg / 100 gram
Pantothenic Acid 1.3 mg / 100 gram
Pyridoxine 0.9 mg / 100 gram
Sodyum (Na) 57 mg / 100 gram
Potasyum (K) 441 mg / 100 gram
Kalsiyum (Ca) 12 mg / 100 gram
Demir (Fe) 0.4 mg / 100 gram
Selenyum (Se) 0.03 mg / 100 gram
Çinko (Zn) 0.4 mg / 100 gram
Mangan (Mn) 0.01 mg / 100 gram
Magnezyum (Mg) 28 mg / 100 gram
Potasyum (P) 245 mg / 100 gram
Bakır (Cu) 0.04 mg / 100 gram
Kolestrol 66 mg / 100 gram
Aspartik Asit (Asp) 1.9 100 gram içinde
Threonine (Thr) 0.9 100 gram içinde
Serine (Ser) 0.8 100 gram içinde
Glutamic Asit (Glu) 3 100 gram içinde
Proline (Pro) 0.7 100 gram içinde
Glycine (Gly) 0.9 100 gram içinde
Alanine (Ala) 1.4 100 gram içinde
Valine (Val) 1.1 100 gram içinde
Methionine (Met) 0.6 100 gram içinde
Isoleucine (Lle) 1.1 100 gram içinde
Leucine (Leu) 1.7 100 gram içinde
Tyrosine (Tyr) 0.7 100 gram içinde
Phenylalaline (Phe) 1 100 gram içinde
Lysine (Lys) 1.7 100 gram içinde
Histidine (His) 0.8 100 gram içinde
Arginine (Arg) 1.3 100 gram içinde
Trytophane (Trp) 0.2 100 gram içinde
<tr>
<td width=”193″ bgcolor=”white”>Su</td>
<td width=”70″ bgcolor=”white”>67.2</td>
<td width=”83″ bgcolor=”white”>100 gram içinde</td>
</tr>
<tr>
<td width=”193″ bgcolor=”#ffff99″>Kalori</td>
<td width=”70″ bgcolor=”#ffff99″>180</td>
<td width=”83″ bgcolor=”#ffff99″>100 gram içinde</td>
</tr>
<tr>
<td width=”193″ bgcolor=”white”>Protein</td>
<td width=”70″ bgcolor=”white”>18.4</td>
<td width=”83″ bgcolor=”white”>100 gram içinde</td>
</tr>
<tr>
<td width=”193″ bgcolor=”#ffff99″>Total Yağ</td>
<td width=”70″ bgcolor=”#ffff99″>11</td>
<td width=”83″ bgcolor=”#ffff99″>100 gram içinde</td>
</tr>
<tr>
<td width=”193″ bgcolor=”white”>Omega 3</td>
<td width=”70″ bgcolor=”white”>1.8</td>
<td width=”83″ bgcolor=”white”>100 gram içinde</td>
</tr>
<tr>
<td width=”193″ bgcolor=”#ffff99″>Vitamin A</td>
<td width=”70″ bgcolor=”#ffff99″>22</td>
<td width=”83″ bgcolor=”#ffff99″>pg/100 gram</td>
</tr>
<tr>
<td width=”193″ bgcolor=”white”>Vitamin D</td>
<td width=”70″ bgcolor=”white”>8</td>
<td width=”83″ bgcolor=”white”>pg/100 gram</td>
</tr>
<tr>
<td width=”193″ bgcolor=”#ffff99″>Vitamin E</td>
<td width=”70″ bgcolor=”#ffff99″>0.6 – 4</td>
<td width=”83″ bgcolor=”#ffff99″>mg / 100 gram</td>
</tr>
<tr>
<td width=”193″ bgcolor=”white”>Vitamin B12</td>
<td width=”70″ bgcolor=”white”>4</td>
<td width=”83″ bgcolor=”white”>mg / 100 gram</td>
</tr>

Bu katlama biçimini, İsveç’e ait, kakuleli çörek tarifinde gördüm. Kakule, İsveç ve Finlandiya’da hamur işlerine sıklıkla katılıyormuş. Türkiye’de henüz çok yaygınlaşmasa da, kahve içine katıldığını biliyorum; bir defa içmiştim. Aslında sitemiz için hiç uygun bir tarif değil, ama sonradan tarifi isteyen çok oluyor diye tarifi de yazacağım.  Jane Manyard‘a bu güzel resimli tarif için çok teşekkür ederim. Bu ekmeğin İsveççe ismi vetebröd imiş.

Malzemeler:

- 2.5 su bardağı süt
- 4 çay kaşığı kuru maya
- 1 su bardağı şeker
- 8 su bardağı elenmiş un
- 1 su bardağı tereyağı
- Yarım çay kaşığı tuz
- 20 tane kakule veya 3 çay kaşığı öğütülmüş kakule
- 1 çırpılmış yumurta
- Çeyrek su bardağı toz şeker (yukarıdakinden ayrı)
- 1/3 su bardağı file badem

Sütü kaynatın ve ılınması için bir kenara alın. Bir kaseye mayayı koyun, üzerine yarım su bardağı ılık sütü ilave edip, maya eriyinceye kadar karıştırın. Geri kalan sütü ve çeyrek bardak şekeri de ekleyin. Ardından unun 3 su bardağı kadarını ekleyip, pürüzsüz olana kadar karıştırın. Oluşturduğunuz hamurun üzerine kapayın ve bir saat kadar dinlendirin.

Üzerine kalan şekeri, erimiş ılınmış tereyağını ve tuzu ekleyin. Kakulelerin ince kabuklarını soyarak, minik minik olacak şekilde ezin. Hamura kakuleleri ve 4.5 su bardağı kadar daha unu ekleyin. Geriye kalan yarım bardak unu ise tezgaha serpin.  Hamuru pürüzsüz oluncaya kadar iyice yoğurun. Yine üzerini örtüp, bir saat kadar dinlenmeye bırakın.

Çöreği ister ufak somunlar halinde, isterseniz de büyük bir parça olarak yapabilirsiniz. Bunun için, istediğiniz gibi parçalar kopartıp, yağlı kağıt serdiğiniz bir tepsiye dizin. Üzerine çırpılmış yumurtadan sürün ve hafifçe toz şeker ve file badem serpin. Bu şekilde de, 30-40 dakika bekletin. Somunlar iki katı büyüklüğe ulaşacaklardır. Ardından,  200 derece fırında 12-15 dakika pişirin. (Eğer aşağıdaki gibi büyük bir çörek yapacaksanız, 175 derecede 30 dakikada pişirmeniz öneriliyor. )

Peki çöreği nasıl şekillendireceksiniz?

Öncelikle hamuru iki parçaya ayırın ve dikdörtgenimsi bir şekle getirin. Hamuru, mümkün olduğunca ince olacak bir dikdörtgen biçiminde açın. Ne kadar ince yaparsanız, o kadar iyi pişecektir.

isvec coregi 2isvec coregi 1

Hamuru gözünüzle üç eşit parçaya ayırın. Kenardaki parçaları, resimdeki gibi ince ince kesin. Dikkat edilecek nokta: Kestiğiniz şerit sayısı tek sayı olmak zorunda.

isvec coregi 4isvec coregi 3

Çöreğin bir tarafından başlayarak, parçaları üstüste getirerek, örgü biçimini vermeye başlayın. Şeritler bitene kadar, çöreğin üzerini örün. Jane Manyard, fotoğraflarda görülen çöreğin hamurunun biraz kalın olduğunu, biraz daha ince yapılsa daha iyi olacağını söylüyor. Mesela bu çöreğin dışı çok güzel pişmiş gibi dursa da, içi çok iyi pişmemiş.

Kaynak: This Week for Dinner – Vetebröd

findik seklinde kalip

Biz ceviz şeklindeki kalıbı henüz bulamadan, bugün de palamutlusunu gördüm. Bunu kullanmak daha da kolay geldi bana.

findik seklinde kurabiye kalibi 2

findik seklinde kurabiye kalibi 1

Bu sefer kalıbın kaynağını bulabildim, ama Türkiye’deki kaynağını değil. Williams-Sonoma‘da satılıyor. Artık aradığımız kalıplar içerisine,palamut şeklindeki de girdi desenize… Beğendiniz mi?

Kaynak: Oh, MyBabycakes!

yavas pisirici

Yavaş pişirici, yemekleri çok düşük ısıda uzun saatler boyunca pişiren, Amerika’da üretilmeye başlanan elektrikli bir alet.

Yavaş pişiricideki tencere bölümü, cilalanmış seramik veya porselenden yapılıyor.  Tencerenin çevresi ise, elektrikli bir ısıtma sistemi ile çevrilmiş. Kapağı şeffaf olduğunda, içinde olup biteni görmek mümkün. Düdüklü tencere mantığıyla çalışmadığından, içinde basınç birikmiyor; o konuda bir tehlike yok.

Yavaş pişiricilerde, ortalama en düşük sıcaklık 77 derece, en yüksek sıcaklık ise 88-93 derece oluyor.  Ayrıca tencerelerde, sıcak tutma ile ilgili de bir ayar bulunuyor. Mesela yemeğinizi pişirip, sıcak bekletebiliyorsunuz.

Bu alette pişireceğiniz yemeklerin tariflerini biraz değiştirmelisiniz. Örneğin içine çok az su konulmalı. İlk akla gelen, kendi suyuyla, kendi lezzetiyle ağır ağır pişen bir yemeğin tadına doyum olmayacağı. Ama bazı kötü tarafları da var: Besinler çok uzun süre pişirildiğinden içlerindeki vitaminlerin ölmesi kaçınılmaz. Kaynama sıcaklığına ulaşılmadığı için, bazı toksik maddeler ölmüyor. Örneğin fasulyeleri, yavaş pişiriciye koymadan önce bir taşım haşlamak gerekiyor.

Amerika’da yaşayan bir arkadaşım bu tencereyi kullanıyor. Mesela, sabah sebzeleri koyup tencereyi çalıştırıp, akşam yemeği için hazır ettiğini biliyorum. Ama lezzeti konusunda yorum almamıştım. Başka kullananlar var mı? Nasıl, memnun musunuz? Pek yakında, burada da çıkarsalar, alalım mı?

17.Aralık.2009

az tuzlu soya sosu

Her tavuk yemeğine soya sosu koymasam da soya sosu seven biriyim. 4 çorba kaşığı kadar soya sosu, 1-2 kesme şeker, bir tutam pul biber ve bir tatlı kaşığı nişastayı karıştırıp tavuk veya sebze sotenin üzerine dökerdim bir ara. Nişasta sayesinde sos koyu bir kıvam alırdı, çok güzel olurdu gerçekten. (Hatırlamışken tekrar yapmaya başlayayım:))

Soya sosunu yakıştırdığım bir diğer şey ise, tencerede sadece su ile pişmiş pilava, yerken eklemek. Buhar makineniz varsa, pirinci o şekilde de pişirebilirsiniz.

Tencerede yağsız pirinç pişirmek: 2 bardak pirinci yıkayın. Tencereye koyun. Üzerine 2.5 bardak soğuk su ekleyin. Şöyle bir karıştırın. Önce harlı ateşte, sonra en kısık ateşte, suyunu çekene kadar pişirin. Pişerken tencerenin kapağının altına bir havlu kağıt koymanızı öneririm.

Kikkoman, piyasaya az tuzlu bir soya sosu çıkardıklarını haber verdi. Normale göre %43 daha az tuz içeriyormuş. Aslında bana hitap edebilir, çünkü soya sosu bazen aşırı tuzlu geliyor.

Related Posts with Thumbnails